10 Şubat 2014

Akademik iş görüşmesi anıları-2

Yazımıza kaldığımız yerden devam edelim. 

Yazılarım tamamen hikaye şeklindedir. Ben yazdığım için tamamen taraflıdır :) İlki burada.

Neyse İstanbul'a döndükten sonra yavaş yavaş da olsa çeşitli davetler almaya başladım: Gelin görüşelim. O yüzden CV'ye Türkiye'den telefon edebilecekleri bir telefon numarası yazmakta fayda var. Yurtdışına telefonları kapalı olabiliyor :) 

Ben de davete icabet etmeye başladım. İlk gittiğim üniversitenin yerini bulmak biraz zor oldu. Bir mahallenin içerisinde ara sokaklarda bir yerlerdeydi. Sorunca gösteriyorlar yerini. Tabii bildiğiniz, gördüğünüz üniversitelere benzemeyen bir yer. "Kampüs" çeşitli binalardan oluşuyor. İçiçe geçmiş ve bütün boş alanlar kafelerle kaplı. Bölüm başkanının odasını aradım ve buldum. Ama odasında değildi, dersteymiş. Muhtemelen mesaisinin yarısını ders vererek geçen birisiydi. Tanıştık, sonra dekan yardımcısı ve dekanla tanışmalar. Klasik şeyler.

Ancak, dekan yardımcısının yanına gittiğimde ilginç bir manzarayla karşılaştım. Sonradan kimdir nedir diye baktığımda öğrendim ki bu kişi Türkiye'nin ücra bir köşesinde kariyerini tamamlayıp / emekliliğini almış, doğal olarak da dünyadan pek bir haberi yok (bu kategorideki pek çok profesörde olduğu gibi CV'si akademik anlamda boş). Neyse merhaba merhaba; niye geldiniz; ee siz çağırdınız; CV'imi göndermiştim faslından sonra bu kişide bir özgeçmişim olmadığı ortaya çıktı. Tabiki yanımda dosyam ve yeterince sayıda basılmış CV'im vardı :) Hemen buyrun dedim uzattım. Allah için, okuma yazması olduğundan eminim. Şöyle bir baktı, muhtemelen ismime ve eğitim geçmişimi okuyacak kadar. 

Sonra sorduğu ilk soru şuydu:

"Hemşerim, memleket nire?"

Hiç beklemediğim bir soru. Üniversitede öğretim üyesi pozisyonu için davet üzerine görüşmeye gelmişim, 'memleketim' soruluyor. Yani karşımdaki ırkçı birisi olsa, benim tipim ortalama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tipi. Irkçılık yapılacak bir tipim yok yani. Sonradan anladım ki bu kişinin başka soracak sorusu yok zaten. Hasbelkader üniversite ortamına düşmüş. Tipik, profesörlüğünden yararlanılarak bölüm kurdultulan hatta dekan yardımcılığı yaptırılan, dekanlık yaptırılan birisi.

Sonra işte bizim başka öğretim üyelerine de ihtiyacımız var vs kısmını da tamamladık sohbetimizin ve dekanla tanışmaya yola çıktık. Bir toplantı varmış. Öğrencilerin de katıldığı çeşitli insanların konuşma yaptıkları bir kaç saatlik bir olay. Kalabalık bir ortam, davetliler var. 'Oditoryum'a gittik bir binanın bodrumuna. Öğrenciler gelmiş, öğretim 'elemanlar'ı gelmiş. Dekanı bekliyoruz. En son o geldi. Öğretim elemanları ayağa kalktılar, önlerini iliklediler, nerdeyse 'esas duruşlarını' gösterecekler. Ben de noluyoruz, nereye geldim ben, diye içimden geçiriyorum. Neyse dekan da geldi, aynı dekan yardımcısı tipinde ve özgeçmişine sahip, ağır aksanlı. Yine sonradan başka yeni kurulan üniversitelerde dekanlık yaptırılan birisi işte. Tanıştık, ayaküstü. Hocamızı alacağız vs.ler havada uçuştu ve ben konuşmalara verilen ilk arada başka görüşmelerim olduğunu bahane edip oradan ışık hızıyla uzaklaştım. 

Benim aklımda sadece şu kaldı:

"Hemşerim, memleket nire?"