02 Kasım 2013

Üniver-üniver-üniversitelerimiz (3)

Arkadaşlar olay Ahmet, Mehmet meselesi değil. Özel üniversiteler zaten bööööylee yaaa da demeyin. Türkiye'de özel üniversite yok hepsi ya VAKIF üniversitesi ya devlet üniversitesi hiçbiri kar amacı güdemezler. Şeffaf olmak zorundalar. Ve vakıf üniversitelerinden de çok güzel örnekler var ki bunlar Türkiye'nin en iyi üniversiteleri arasına girdiler: Koç, Sabancı, Bilkent gibi. Ben de Koç mezunuyum. Ve bunu da bugün de gururla söylüyorum. Türkiye'de şu an 45bin civarında doktoralı insan var yaklaşık ve bu 10 sene içerisinde 150bine çıkartılacak, o yüzden üniversiteler "doktora programları" kurmaya teşvik ediliyorlar. İçleri boş. Hoca yok. Bu ülkede 0 uluslararası yayınlı profesörler var. Bu ülkede bir kaç yayınla yeni jenerasyondan da profesörler var. Bu ülkede bilimsel sahtekarlık yapmış profesörler var. Bilim böyle yapılmaz. Bunlar doktora programı yürütemezler. Bu kişiler bize destek değil köstek oluyorlar. Bakın bu içi boş doktora programlarından mezun kişiler üniversite kadrolarına girmeye başladılar. Eskiden kötü olan herşey daha da kötüye gidiyor.

Üniversite mezunu sayısı artırılmaya çalışılıyor o yüzden böyle abuk subuk kurumlar kuruluyor. Yayın sayısı artırılmaya çalışılıyor ama sonucunda iyi şeyler olduğu gibi aynı zamanda sürekli plagiarism/intihal haberleri geliyor. Energy Education... gibi Türkiye menşeli dergilerin yediği nanelerle uluslararası bilim camiasında Türkiye'nin adı geçiyor.

Tersine "beyin göçü" için özendirilmeye çalışılıyor sonra dönen bizleri bu b.ktan kurumlarda sindirmeye çalışıyorlar. Üniversiteler dersane değildir. Üniversiteler müteahhitlerin para kazanma arka bahçeleri değildir.

Biz ülkenin geleceğini yetiştiriyoruz. Üniversitelerin içi boşaldıkça, saygınlıklarını yitirdikçe geleceğimiz mahvoluyor. Sesimizi çıkartmazsak bu böyle devam eder ve daha da berbat hale gelir.

Yalakaları istemiyoruz.

Sesimizi çıkartmazsak neler olabilir:

Tanıtım standlarında hosteslik yapmaya devam ederiz.

Bölüm sekreterliği yapmaya devam ederiz.

3-5 şehre açılmış "kampüslerde" lisans, y.lisans, doktora programcıkları yürütürüz.

Farkındaysanız mal bulmuş mağribi gibi uzaktan/online eğitime heves eden üniversitelerimiz var. Buralarda da ders vermeye başlarız. Buralardan doktoralı kişiler üniversite kadrolarını doldurur. Nitekim online doktoralı insanlar, abuk subuk ülkelerden doktora almış kişiler kadrolaşmaya başladılar bile.

Pek çok bölüm uzaktan eğitim modeline geçer.

Pek çok üniversite "sınavsız eğitim" modeline geçer. 


Test sistemiyle master, doktora programları yürütülür -- ki şimdiden yapanlar var. Bu sistemler y.lisans düzeyinde uygulanamaz, bilimsel üretime yol açmaz, aksine sadece belli bir bilgiyi bilimin temeli olan sorgulama, merak etme, araştırma ve en önemlisi tekrar tekrar verileri test etmeyi ortadan kaldırır.

Türkiye hiçbir şekilde gelişmiş ülkelerle rekabet edemez.

10bin tane daha doktora ihtiyacımız var derler, hastanesiz tıp fakülteleri kurulur. Sokaktan geçen doktor olur.

10bin tane danışmana ihtiyacımız var derler. Uyduruk bir sertifika programı alan herkes danışman olur.

Bu böyle devam eder gider. Bizimkiler kısayol tuşları bulmakta çok ustadırlar. Şeytana pabucunu ters giydirirler.

Bu tür eğitim modelleri; temel, düzgün üniversiteler olmadan oturtulacak ve işletilecek modeller değildir.

Bakın rektörler cumhurbaşkanının atadığı kırmızı plakaya sahip insanlar ama "patronlar" karşısında ezilip büzülenler var. Ben onlardan utanıyorum. Ben patron-rektör-genel sekreter vs.nin silahşörlüğüne soyunmuş dekanlardan utanıyorum. Bunların hiç mi saygısı yok mesleklerine, merak ediyorum. 


Tamam onlar "su akarken testilerini doldurma" telaşında olabilirler ama biz değiliz.

Biz özerk üniversite diyoruz, özgür üniversite diyoruz. 


Şu an gittiğimiz yol, yol değil!

Yazının ilki ve ikincisi.