AKADEMİK DÜNYA "aman çok akademik"

31 Ekim 2013

Üniver-üniver-üniversitelerimiz (2)

Üniversite mütevelli heyet başkanlarının kaç tanesi üniversite mezunu acaba? Mezunsa nereden mezun. Asıl meslekleri nedir? "Üniversitecilikten" önce ne iş yapıyorlardı? 

Mütevelli Heyet üyeleri üniversitelerden para alıyor mu? Nasıl geçiniyorlar?

Gerçekten soruyorum. 

Bilen varsa beni de aydınlatsın.


Yazının ilki ve devamı

Üniver-üniver-üniversitelerimiz

Twitterdan: 

Üniversitelerinize/bölümlerinize sahip çıkın, mezun olduğunuz yer CV'nizde sürekli yer alacak. Ülkenin geleceği. Saçma sapan tıp fakülteleri açılıyor, hastanesiz. Farkında mısınız, buradan doktorlar mezun olacak ve bizim sağlığımız onların elinde olacak? Saçma sapan eğitim fakülteleri var hocasız. Çocuklarımızı buradan mezun olan kişilere emanet edeceğiz. Aynı şekilde avukatlar, mühendisler vs. Çok vahim durum. Benden söylemesi. mesele türkçe-ingilizce programların olması değil. mesele 3-5 hocayla bu programların yürütülmesi++bakın odtü, istanbul, ankara, koç, kaç hocası var. bir de çift programlı maltepe, ışık vb kaç hocası var. (psikoloji bölümleri açısından) odtü, istanbul, ankara, koç vs hangisinde psikiyatrist çalışıyor? çift programlılara bakın bir de hangisinde psikiyatrist var. türkiye'de "özel" üniversite yok, "vakıf" üniversiteleri var. vakıflar yasası var, kar amacı güdemezler, ama niye bu üniversiteler "batıyor" "satılıyor" #hacettepe #istanbul vs yıllık bütçelerini görebiliyoruz, neden "vakıf" üniversitelerinin göremiyoruz, nereye gidiyor bu paralar? 

ortalama "vakıf" üniversitesi temel giderleri: bölüm başına 3 hoca, fakülte başına 1 sekreter, belki 1 tane de öğrenci işleri çalışanı...+1 dekan sekreteri, kütüphane bir üniversite için yok gibi birşey, 3-5 bina gideri, 3-5 muhasebe ve diğer memur, bir o kadar bim, güvenlikçi. bakın Türkiye'deki vakıf üniversiteleri verilen "hizmet" karşılığında çok pahalı. hocaların maaşlarını falan yazdım diğer çalışanlar da az alıyor öyle fahiş maaş alanlar yok.

Örnek vereyim: tamam harvard falan senede 60bin dolar ama (mezunu olduğum ve şu an bulunduğum) Purdue'da aynı eyaletten olanlar 10bin dışardan gelen 30bin. berkeley'de aynı eyaletten olanlar senelik 15bin dışardan 40bin dolar. bunlar dünyanın sayılı üniversiteleri. avrupa'dakiler çok daha ucuz. bizdekiler ucuz değil! "vakıf" üniversitelerimizde tenure sistemi yok yani iş güvencesi yok. doçent, prof falan olmanız hiçbirşey bağlamıyor. mobbing çok ama çok yaygın, adeta normal yaşama biçimi. bu dünyanın hangi ülkelerinde böyle? bu şekilde özgür bilim olmaz, akademik özgürlük olmaz. 1-2 senelik kontratlarla bir yerlere varılmaz. bu sistem sadece sisteme entegre olmuş veya olmak zorunda kalmış kişiler ve emekli yani kaybedecek hiç birşeyi kalmamış ve genelde de akademik doğru düzgün başarısı olmayan kişilerle yürümeye devam eder.

80'lerde çocuktum, hayali ihracat haberleri vardı. Şu an ki çoğu üniversitenin durumu aynen bu: Hayali eğitim. Yazık çok yazık. Halbuki Türkiye'nin önünde çok büyük fırsat var, şimdiye kadarki en iyi akademik jenerasyonu an mevcut, TÜBİTAK destekleri eskiye göre iyi++Ama bu iş gerçekten şu an ki haliyle (emeklilerle, eski kafalılarla, batık şirketlerle, dersanecilerle, tenure sistemsiz) yürütülemez. Bir jenerasyon heba oluyor! lütfen sessiz kalmayın.


Yazının devamı burada ve burada

30 Ekim 2013

URAP

Üniversite sıralamaları ile ilgili çeşitli yazılar yazdım daha önce. Akademik Performansa Dayalı Üniversite Sıralamaları (URAP) ile ilgili de şöyle bir yazı yazmıştım. Türkiye'de URAP'ı ODTÜ hazırlıyor.

URAP 2013 sıralamalarını da açıklamış. Şuradan görebilirsiniz. URAP üniversiteler sıralaması 9 tablodan oluşuyor. Örneğin 2000 yılından önce kurulan üniversitelerin sıralaması, 2000'den sonra kurulanlar, Tıp fakültesi olanlar, olmayanlar vb. Tıp fakültesi bu anlamda önemli oluyor çünkü tıp fakültelerinde muhtemelen görece daha kolay olmasından dolayı daha çok yayın yapılıyor. Buraya bir örnek verelim:




Bu tablolar bir puan hesaplaması sonucunda oluşuyor. Hesaplama yöntemi şu dosyada verilmiş, oradan kopyalıyorum. 



Burada WoS Thomson Reuters'in Web of Science dizinleri. Yani SCI, SSCI, A&HCI vs. Bu sıralamalarda daha önce, örneğin 2010 yılında, öğretim üyesi başına düşen bu dizinlerdeki yayın sayısı da veriliyordu. Şu bağlantıda görülebilir. Buna göre URAP öğretim üyesi başına düşen yayın sayısını YÖK'ten alıyordu. Nedendir bilinmez, YÖK bu sayıları 2010'dan itibaren yayınlamamaya başladı. Bakalım 2010'daki tabloda neler var:

YÖK'ün 2010 raporu burada. İlk 20 üniversite sırasına bakalım:



Buna göre 2010 senesinde SCI, SSCI ve A&HCI dizinlerinde en çok makale İstanbul Üniversitesi çalışanları tarafından yapılmış. Ama öğretim üyesi sayısına oranladığımızda kişi başı 0.60 oluyor. Bu demek ki ilk 20'de bile en az 10 üniversite İstanbul Üniversitesi'nin önüne geçmiş oluyor. Meraklısına söyleyeyim ODTÜ'de 1.26, Bilkent'te 1.25, Koç'ta 1.20, Boğaziçi'nde 0.89, Hacettepe'de 0.86. 

Tabii bu sayılar da o kadar bize güvenilir değerler vermiyor. Örneğin o tarihte Tunceli Üniversitesi kadrosunda 11 öğretim üyesi var ve kişi başı 4.45 oran yakalanmış. Bu demek değil ki Tunceli Üniversitesi yukarıdaki diğer üniversitelerden akademik yayın açısından daha iyi durumda. 

Öte yandan bu sayıların hesaplanmasında kabaca net ve brüt toplamın ortalaması öğretim üyesi sayısına bölünmüş ama bir makalenin birden fazla yazarı olabileceği (ki genelde öyle) gözardı edilmiş. Örneğin, diyelim X Üniversitesi'nde 100 öğretim üyesi her biri tek yazarlı 100 makale yayınlarken Y Üniversitesi her biri ortalama 5 yazarlı 100 makale yayınlamış. Yukarıdaki listeye göre X'in ortalama değeri de 1, Y'nin ortalama değeri de 1 çıkıyor. Halbuki X'in ortalama değeri 1'ken Y'nin ortalama değeri 0.2 olmalı. 

Ama her ne olursa olsun yine de bu oranların yer alması lazım ki daha sağlıklı verilere ulaşabilelim.

(Bu yazıyı yazarken etki faktörü, atıf vb kriterleri gözardı ettim çünkü orjinal URAP sıralamalarında bunlar gözönüne alınmış).

27 Ekim 2013

Enstitüleştiremediklerimizden misiniz?

Malum, üniversiteler daha çok meslek edindirme yerleri gibi görülüyor. Son bir kaç on senedeki yeni yeni üniversite açma furyası sonucunda dünyaca ünlü (!) üniversitelerimiz de oldu. Pazar ve piyasa şartlarıyla da bazı alanlar oldukça revaçta. Bunlardan birisi psikoloji. Başka bir yazıda psikoloji bölümlerinde neler oluyor yazarım. Ama bugünkü konum enstitü ve psikoloji. 

Öncelikle hemen söyleyeyim: Enstitü kavramı çok saygın bir kavramdır, bilimsel araştırmaların en yoğun şekilde yapıldığı yerlerdendir ama Türkiye'de tabiki bunun da içini boşaltmayı beceriyorlar.

Enstitü ne demek ilk önce bir sözlüğe başvurdum, baktım, öğrendim -- sanki bilmiyorum da :) TDK Güncel Türkçe Sözlüğe göre bu sözcük Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş ve anlamı şu şekilde:

"1. isim Bir üniversiteye bağlı veya bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu"

Sonra da google search ile karşılaştığım sonuçları sizlerle paylaşayım dedim:

"enstitü+psikoloji" anahtar sözcükleriyle yaptığım tarama sonucu karşılaştığım sonuçların ilk üç sayfası (google ayarlara bağlı olarak farklı sonuçlar verebilir ve ilk sonuçlar genellikle en çok tıklanan sonuçlardır):










Buna göre ilk 30 sonucun 15 tanesinin bir üniversite ile alakası yok genellikle araştırma yapan bir yer değiller. Diğer 15 tanesinin üniversite ile alakası var -- ama ne kadar araştırma yaptıklarını ilerde yayınlanacak makalelerimde inceledim. Bekleyelim görelim.

Tabi aynı taramayı bir de İngilizce yapalım, bakalım neyle karşılaşıyoruz:





Tabiki hemen hepsinin bir üniversite veya araştırma kurumuyla alakası var.

Ne güzel yapıyoruz değil mi? 

26 Ekim 2013

Üniversite ve öğrencileri

Üniversite öğrencilerinin aklından çıkartmaması gereken bir şey var. Üniversitenizi ömür boyu kimlik olarak siz taşıyacaksınız. Her iş başvurunuzda size nereden mezun olduğunuzu soracaklar. Üniversite mevzusu geçen her yerde mezun olduğunuz okuldan bahsedeceksiniz. Üniversiteniz iyiye gittikçe siz de başkaları tarafından daha ciddiye alınacaksınız; kötüye gittikçe de bunun size negatif etkileri olabilecek. Bu nedenle, iyi bir "etikete" sahip olmak istiyorsanız, üniversitenize, bölümünüze, vs sahip çıkın; katkıda bulunun. Gerekirse kararlara katılın, üniversitenize yön verin. Hele son yıllardaki hızlı değişimlere bakılacak olursa... 

Unutmayın ki, yöneticiler, hocalar vs bugün varlar, yarın yoklar. Her yönetici aynı değildir; her hoca aynı değildir. 

19 Ekim 2013

Ziyaretiniz için teşekkürler

15 Eylül 2013'den itibaren 16 farklı ülkedeki 53 farklı şehirden şimdiye kadar 405 farklı kişi ziyarette bulundu. 

Hepinize teşekkür ediyorum. 

Yine gelin :)

"Ours is not a caravan of despair."

Facebook sayfası

Arzu eden kişiler buradaki yazılarıma bağlantılar verdiğim facebook grubuma da katılabilir. İsterlerse soru da sorabilirler.

Bağlantı için tıklayınız.

Alternatif eğitim

[taslak halinde bir yazı]

Daha önce parasız eğitim ile ilgili kısa bir yazı yazmıştım. Şimdi de bununla biraz ilgili alternatif eğitim konusunu ele alıyorum. Yok hemen bu ne böyle, alternatif tıp gibi birşey mi diye düşünmeyin. 

İlkönce kendi pozisyonumu açıklayayım, yanlış anlaşılmaya mahal vermeyeyim: Üniversitelerin meslek edindirme yerleri olduğunu düşünMÜyorum. 

Gelelim konumuza: Dershanecilik, eğitim kampçılık, sertifikacılık, eğitim belgecilik, sınavlara hazırlıkçılık vb. adı altında Alternatif eğitim. 

Türkiye'de normal eğitimin paralı/parasız olması gerektiğini düşüneduralım, aslında biz farketmeden çoktan alternatif eğitim yolları bulunmuş ve uygulamaya geçmiş durumda. Malumumuz olduğu üzere zaten dershanecilik ilkokuldan üniversiteye kadar almış başını gidiyor. Gazete haberlerinde dersanelerin (dersane diye yazacağım, 'prescriptivist'ler kusura bakmasın) kapatılması ve/veya liselere/okullara dönüştürülmesi gündemde diye yazıyordu. Bu mümkün mü? Dersanecilik sadece ilkokuldan üniversiteye kadar mı?

Tabiki değil. 2001'de tamamladığım lisans eğitimimi yaparken, lisanstan sonrasını ilgilendiren hatırladığım kadarıyla Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) vardı ve çoktan çeşitli kurumlar TUS sınavına hazırlık kursları/eğitimleri veriyordu. Örneğin:


Bunun dışında hatırladığım kadarıyla sonradan ismi ALES olacak LES (Lisansüstü Eğitim Sınavı) sınavı yeni yeni yapılmaya başlanmıştı. (A)LES'in tarihi kabaca 10-15 sene. Bu arada merkezi üniversite sınavlarının çeşitli adlar altında 1974'ten itibaren yapılmaya başlandığını hatırlayalım. Çok da eski değil. Bugün yapılır, yarın yapılmaz, her sene sistem, içerik vs değiştirilebilir. Bu bazılarının iki dudağının arasından çıkacak sözcüklere bağlı. 


Öte yandan ALES dışında son senelerde üretilen/ortaya çıkan sınavlar: ÜDS, KPSS, KPDS (herhalde kaldırıldı bu). Eminim daha pek çok sınav vardır. Bu sınavlara hazırlık adı altında da pek çok dersane ve benzeri kurum halihazırda var. 



Sertifikacılık / Eğitim belgesicilik: (yazacağım bu konuyu ayrıntılı bir şekilde).

Bazıları bunun alternatif eğitim yerine tamamlayıcı olduğunu düşünebilir. Ama değil. Bunun nedenlerinden birisi eğitim pazarının oluşturulması, pazarın büyütülmesi ve pek çok bileşenli yeni oyuncuların bu pazardan 'ekmek yemesi.' Test kitapları, başvuru ücretleri, dersane/kurs ücretleri vs düşünüldüğünde muazzam bir pazarın oluşturulduğunu görmek zor değil.

Bu konuyu Beril'e açtığımda o da bana pek çok konuda olduğu gibi eğitimde de 'kısa yol'ları bulmuş durumdayız dedi. Örneğin, toplu taşıma. Belediye otobüsleri yeterli olmadığında, minibüsler piyasaya sürülüyor. O da yetmiyor, özel halk otobüsleri (oldum olası beni çarpan bir kavram bu: 'Özel' ve 'Halk' kelimesinin yanyana kullanılması), o yetmiyor taksi, o yetmiyor dolmuş, taksi-dolmuş vs. Neden olan bir şeyi düzeltmek/iyileştirmek yerine, çeşitli yamalar yapıp alternatifler oluşturuyoruz?

17 Ekim 2013

Araştırmaya katılım çağrısı

Yabancı dilde eğitim ile ilgili araştırmama katılımınız için http://goo.gl/r0weZ2 

Teşekkür ederim.

14 Ekim 2013

Türkiye'de ismin önünde ünvan kullanımı

Türkiye'de ismin önünde ünvan kullanımı sadece üniversitelerimizle sınırlı değil. Ama (ş)akademik'te yazdığıma göre üniversitelerle ilgili kısım benim ilgimi çekiyor.

Bu durum, belki, Alman biliminsanlarının Türkiye'deki ilk üniversitelerin kurulmasında görev almaları ve/veya üniversiteleri yapılandırmasından kaynaklanıyor olabilir. Almanya'da nasıl(dı) bilemediğim için bu kısmı atlıyorum. (Yok Türkiye'de ilk üniversite 1453 yılında kurulmadı. Ama İstanbul Üniversitesi falan filan demeyin. 1. 1453'te Türkiye diye bir ülke yoktu. 2. Madem 1453'te kuruldu bana 1933'ten önce bir çalışanını veya mezununu söyleyin ben de bileyim :) 3. (Tasviye edilen/Kapatılan) Darülfünun falan demeyin bana kalbinizi kırarım. O da 1453'te kurulmadı. 4. Medreseleri üniversite kabul ediyorsanız 1453'ten önce de medreseler vardı... Daha uzatmayayım bu konuyu.)

Asıl konuma döneyim: Ünvan kullanımı. Üniversitelerde verilen eğitimin en yüksek derecesi doktoradır. Doktoradan öte eğitim yoktur. Doktora derecedir, ünvan değildir. Post-doc (post-doktora) eğitim değildir. Kabaca araştırma odaklı (ders verme odaklıları da var) geçici iştir diyelim. Yardımcı doçent, doçent, profesör vs. üniversiteler tarafından verilen ünvanlardır, atama yoluyla yapılır, eğitimle alakası yoktur. Profesör doçentten daha çok bilir diye bir genelleme yapılamaz. 

Türkiye'deki merkezi olarak yürütülen doçentlik sistemi biraz Almanya'daki 'habilitation' sistemini andırıyor. Eskiden bunun adı 2. doktora teziydi. Almanya dışında gelişmiş ülkelerde böyle bir uygulama var mı bilemiyorum. Daha bu doçentlik, 'tenure' vs. meseleleriyle ilgili uzun uzun yazarım. Ama ünvan meselesine geri dönelim.

Normal şartlarda Amerikan üniversitelerinde yardımcı doçent, doçent, profesör gibi ünvanlar üniversite dışında pek kullanılmaz hatta üniversite içinde bile kullanılmaz. Çünkü aslolan (geçerli olduğu alanlarda) Ph.D.dir, yani doktoradır. X üniversitesinde Prof. ünvanlı bir kişi, Y üniversitesinde de aynı ünvana sahip değildir. Ünvan sadece X üniversitesini bağlar, Y'yi değil. Ofis kapılarında Prof.Dr. vs. diye yazmaz. Kişilerin normal isimleri yazar o kadar (Hatta Türkiye'deki çoğu üniversitede olduğu gibi ingilizce Assoc.Prof.Dr., Asst.Prof.Dr. diye de yazılmaz. Madem ingilizce yazacaksınız o zaman Asst.Prof., Assoc.Prof. yazın. Dr.sini eklemeyin. Bir öğrenin şunu artık ya!). 

Eee nolmuş yani diyorsanız, üniversite dışında bu ünvanların kullanılmasına ne gerek var derim ben de. Sakın saygınlık kazanmak ve çıkar sağlamak amacıyla olmasın. Köşe yazarı olan, üniversite dışında 'işyeri olan' ve akademik ünvanı olan kişilerin, üniversitede çalışmıyorken hatta emekli olduklarında bile bu ünvanlarını kullanmalarını nasıl açıklayabilirsiniz başka türlü?

12 Ekim 2013

"Mücevherat Mühendisliği" lisans, yükseklisans ve doktora programı

Tırnak içinde olarak bilerek yazdım çünkü x üniversitenin reklamlarında bu bölüm dünyada bir ilk diye lanse ediliyordu. Hangi üniversite mi? Google'layın canım çıkar karşınıza. (Reklamın iyisi kötüsü olmaz :)

Dünyada bir ilk! Lisans bölümü böyleydi. Muhtemelen yükseklisans ve doktora programları da evrende bir ilktir. Dünyadaki kimse akıl edememiş ne hikmetse bizimkiler akıl edip açmışlar hem de ilk senesinde yükseklisans ve doktora programları da açmışlar. Websitesinden 2 görünüm:





Bu nasıl oluyor, nasıl olabilir, YÖK'ten nasıl geçer? Benim aklım almıyor.

Not: Nasıl olsa tutuyor diye (öğrenci/müşteri geliyor, para geliyor diye) bir üniversitede yönetici olanların sosyal psikoloji bölümü, işletme-felsefe-psikoloji bölümü gibi önerilerde bulunması, normalde eğitim fakültesinde olan PDR'yi fen-edebiyat fakültesinde açmaya çalışması gibi durumları hatırlattı bana bu. Ben öneride bulunayım: Mühendislik Psikolojisi ya da Psikoloji Mühendisliği. Bakalım ilk hangi kurum akıl edebilecek (!)

10 Ekim 2013

"Bir dünya üniversitesi"

"Bir dünya üniversitesi" sloganının kullanımı ve tabiki --artık şaşırmıyoruz-- içinin boşaltılması ile ilgili yazayım dedim. 

Yine "bir dünya üniversitesi" anahtar tamlaması olarak bir google taraması yaptım ve bu tamlamayla adı beraber geçen karşılaştığım üniversiteleri sıralıyorum. Bazıları bir dünya üniversitesi (zaten olmuş herhalde), bazıları da bu yolda ilerliyormuş. Bir görünüm:




Sıkı durun:

Bahçeşehir
Ondokuz Mayıs
Fatih
Yalova
Süleyman Şah
Niğde
Yakın Doğu
Erzincan
Gediz
Türk Hava Kurumu
Bilgi
İnönü
Eskişehir Osmangazi
Sabancı
Şifa
Fırat
Çanakkale Onsekiz Mart
Ardahan
Bursa Orhangazi
Turgut Özal
Zirve
Işık
Harran
Ardahan
Gazi
Melikşah
Üsküdar
Pamukkale
Girne Amerikan
Erzurum Teknik
Kadir Has
Tunceli
Hitit
Bursa Teknik
Yıldırım Beyazıt
İnönü
Rize
Karabük
Koç
Uluslararası Antalya
Yaşar
Giresun
Yıldız Teknik
Anadolu
Çağ
Okan ("Farklı bir "dünya üniversitesi" olacağız" denmiş)
İzmir Ekonomi
Arel
Mersin
TED
Uşak
Beykent
Kiev Teknik 
Makedonya Tetovo
Medeniyet
Avrasya
Ahmet Yesevi
Akdeniz
İstanbul Teknik
Kemerburgaz
Erciyes
Şehir
Sinop
Fırat
İstanbul Aydın
Afyon Kocatepe
Kırıkkale
Namık Kemal
Sakarya
Çukurova
Lefke Avrupa
Piri Reis
Doğuş
Atatürk
Bülent Ecevit

Ben sıkıldım yazmaktan :) Gözden kaçırdığım dünya üniversitelerimizden şimdiden özür dilerim :)

Acaba "bir dünya üniversitesi" demekle neyi kastediyorsunuz? Dünya'da kurulduğunuzu biliyoruz da...

Şaka mı yapıyorsunuz yoksa!?

Google'da tarama imkanım olsa da keşke "bir dünya üniversitesi" olmayan ya da olmayı hedeflemeyen üniversiteleri sıralasak. Kaç tane çıkar sizce?

09 Ekim 2013

Parasız eğitim

'Parasız eğitim' ile ilgili yani bedava eğitim ile ilgili kendimi bildim bileli çeşitli argümanlar duyuyorum. İdeal bir dünyada tabiki eğitim bedava olmalı, tabiki eğitime herkes ulaşabilmeli, tabiki eşit şartlarda olmalıyız.

Ama eşit şartlarda olacağız diye modernist bir eğitim anlayışıyla herkese eşit miktarda eğitim olmamalı. İşin doğası gereği normal dağılımın uçlarında yer alanların farklı eğitim ihtiyaçları ve farklı beklentileri olacaktır, bunların da karşılanması lazım. Aynı tornadan çıkmadık ki hepimiz aynı olalım.

Diğer bir nokta ise bedava eğitim deyip sadece üniversiteleri kastetmememiz lazım. Kreşten itibaren hep paralı eğitim. Bunların tamamıyla ilgili argümanlar geliştirmek gerekiyor. Yoksa yavan ve ucuz bir tartışma oluyor. 

Alternatifler üretmek gerekiyor.

04 Ekim 2013

Türkçe ile ilgili çok kısa bir araştırmaya katılım daveti

Türkçe ile ilgili 5 dakika kadar sürecek bir araştırmama katılmak ister misiniz? Linki takip edin:

03 Ekim 2013

Dünyanın en iyi üniversiteleri



Daha önce dünyanın en iyi üniversiteleri listeleriyle ilgili çeşitli paylaşımlar yapmıştım. Şu linki tıklayarak çeşitli yazılarımı bulabilirsiniz.


Bugün Hürriyet gazetesinde bir haber gördüm. En iyi 400 üniversite arasında Türkiye'den 5 üniversite girdi diye. Bunlar: Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ, Bilkent ve Koç Üniversiteleri. İyi güzel. En yukarıda Boğaziçi bulunuyor o da 199. sırada. Listeyi hazırlayan kurum Times Higher Education ve senesi 2013-2014.


Bu listeler oldukça yanıltıcı olabiliyor. Ama böyle bir liste güvenilir diyebilirim. Haberimizde atlanan şeylerden bir derleme yaptım. Özetle, ilk 400'e 5 üniversitenin girmesi bence başarısızlıktır.


  • En yukarıda Boğaziçi bulunuyor o da 199. sırada. Yani tersten bakarsak bu listenin ilk 198 sırasında Türkiye'den bir üniversite bulunmuyor. 
  • Beklendiği gibi ABD'deki üniversiteler çoğunlukta. İlk 20'ye baktığımızda 1 Kanada, 1 İsviçre, 3 İngiltere üniversiteleri görebiliyoruz gerisi Amerika'daki üniversitesiler. 
  • İlk 50'ye bu ülkeler dışında Japonya, Singapur, Avustralya, İsveç, Hong Kong, G. Kore ve Çin'den de üniversitelerin girdiğini görüyoruz. 
  • Sonra Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Finlandiya, Danimarka, İsviçre, Güney Afrika, İrlanda, Tayvan, İspanya, Yeni Zelanda, Avusturya, Norveç ve İsrail'den de üniversiteler girmiş. 
  • Yine tersten bakarsak Türkiye'deki üniversiteler bu 26 farklı ülkedeki en az 1 üniversiteden daha alt sırada yer alıyorlar. 
  • Türkiye'de 170'den fazla üniversite olduğu düşünülürse sadece 5'i böyle bir listeye girmiş. 


Gelelim alan/kıta ayrımlarına. Türkiye Avrupa'da değil Asya'da kabul edilmiş. Asya'daki üniversiteler genel sıralamasında da Boğaziçi 20. sırada yer alıyor.



Yavaş yavaş daha sağlıklı olabilecek ilk 100 üniversitenin yer aldığı alan sıralamalarına da bakalım.

  • Arts & Humanities, eskiden Edebiyat Fakültesi olarak çevriliyordu. Bu 100 üniversitelik listede Türkiye'den yer alan üniversite sayısı 0 (sıfır). 
  • Clinical, Pre-clinical and Health Klinik/Sağlık/Tıp/Tıbbi Bilimler'de 0. 
  • Engineering & Technology, Mühendislik ve Teknoloji. Sadece 1 üniversite var, o da Bilkent. 98. sırada. 
  • Life Sciences, Yaşam Bilimleri'nde 0. 
  • Physical Sciences, Doğa Bilimleri'nde 0. 
  • Social Sciences, Sosyal Bilimler'de 0.

02 Ekim 2013

Not ortalaması

Yakın zamanda bir soru geldi: Yükseklisansa başvurmak istiyorum ama not ortalama çok düşük (2.00-2.50 arası) sizce başvurmalı mıyım, şansım nedir?

Bu soruya daha önce burada yanıt vermiştim. "İyi" olarak nitelendireceğimiz yükseklisans programlarında bu ortalama büyük bir dezavantaj olur. Program açısından lisansta başarılı olamayan bir öğrencinin yükseklisansta başarılı olmasını beklemek çok büyük bir risk teşkil eder. 

Ama "herhangi bir" yükseklisans programı için çok önemli bir kriter olmayabilir. Çok sayıda öğrenci alan yükseklisans programlarının "iyi" olabileceğini hayal edemiyorum. Bu nedenle o tür programlara başvurmanız daha akıllıca olur.