AKADEMİK DÜNYA "aman çok akademik"

28 Eylül 2013

İntihal, aşırma, plagiarism

Yapma, yaptırma! Yapanı da ödüllendirme!!!
Bu kadar basit. Akademik en büyük suçtur intihal, aşırma, plagiarism! Hırsızlıktır.

Bu konu hakkında güzel websiteleri var. O yüzden ben uzun uzun yazmayacağım daha önce olanlar hakkında. Buyrun buradan.

"Türkiye'de Akademik Personelin Ekonomik ve Sosyal Durumu"-Devlet Üniversiteleri

Bir arkadaşım benimle paylaştı ben de sizinle paylaşıyorum. Linki takip ederseniz devlet üniversitelerinde akademik personelin maaşları ve 2001-2013 yılları arasında diğer meslek gruplarıyla karşılaştırmalı maaş değişim tablosunu görebilirsiniz.

27 Eylül 2013

Yabancı dilde eğitim ve bir garip uygulama

Yabancı dilde eğitim konusuna hemen aklıma geliveren iki yaklaşım var. Birincisi, İngilizce eğitimle ilgili olarak, yabancı dilde yükseköğrenim taraftarlığı. Çünkü ortak bilim dili artık İngilizce. 'Bilim yapmak' ve takip etmek/edilmek istiyorsanız İngilizce şart. Diğer yaklaşım ise, anadilde yükseköğrenim öğrenme ve anadilin korunma açısından gerekli. Ben yükseköğrenimin bilim kısmı ile ilgilendiğim için İngilizce eğitim taraftarıyım.

Türkiye'deki durum ise şu şekilde. Öteden beri yabancı dilde eğitim prestij sağlayan bir şey olarak görüldü. ÖSYM'nin düzenlediği sınav sonucunda üniversitelerin yabancı dilde eğitim yapan bölümleri daha çok tercih edildiği için daha yüksek puanlı olmakta (hala bazılarının üniversitelerin kendi puanlarını belirlediğini sanmaları ne kadar garip). Tabi yabancı dilde eğitim istisnalar hariç ağır aksak ilerliyor. Bu konuyu başka bir yazıya bırakıyorum.

Son senelerde başka bir trend daha oluşmakta. Özellikle vakıf üniversite sayısının çok hızlı bir şekilde artması ve her ile bir devlet üniversitesi kampanyası sonucu üniversite 'pazarı' oluştu ve dolayısıyla rekabet oldukça arttı. Bazı üniversiteler eski geleneği takip ederek daha 'kaliteli' veya prestijli eğitim sunduğunu iddia etmek için --veya ilüzyonunu oluşturmak için-- sadece İngilizce eğitim sundular. Fakat gelişen pazar şartlarıyla beraber, 'piyasada' tutunabilmek ve mali koşullarını sağlama almak için bazı üniversiteler revaçta olan bölümlerinin Türkçelerini de açmaya başladılar. Tabi minimum öğretim üyesi maksimum öğrenci politikasıyla. (Evet evet daha çok 'burs' verebilmek için!) YÖK'ün minimum 3 öğretim üyesi --artık biliyorsunuz, öğretim üyesi doktorası olan yardımcı doçent, doçent ve profesör demek-- ile bölüm açılabileceğini şart koymasıyla artık 6 öğretim üyesi ile bir bölümde 2 program açabiliyorsunuz: Biri Türkçe biri İngilizce. Ağır aksak, kör topal, yaptım oldu mantığıyla. Biz hem Türkçe hem İngilizce eğitim veriyoruz diye cilalayarak.

Ya eğitim nasıl oluyor? 

3 hocayla eğitim olamayacağını başka bir yazıya bırakıyorum. Üniversitede İngilizce eğitim konusunu şu an yürüttüğümüz bir araştırmada inceliyoruz. Sonra paylaşırım.

26 Eylül 2013

Burs meselesi

Bir önceki yazımda Türkiye'deki üniversitelerdeki burs uygulamalarına hayret ettim demiştim. Kaldığım yerden devam edeyim.

ÖSYM'nin kılavuzuna ve üniversitelerin websitelerine baktığımızda gördüğümüz şey vakıf üniversitelerinde bol bol booooool burs dağıtıldığı. Ama ne burslar: %25 mi istersin, %50 mi, %75 mi, %100 mü, Üstün Başarı Bursu mu, Onur Bursu mu, Başarı Bursu, Çalışma Bursu mu, Spor Bursu mu, Kapsamlı Burs mu, Yetenek Bursu mu? Neler neler.

ÖSYM kılavuzundan bir örnek:



Yine kılavuzları, tanıtım broşürlerini, websiteleri vb şeyleri incelediğimizde burslu öğrenci sayısının %50-%70 bilemiyorum ama %90'ları bulduğunu görüyoruz. 


Üniversiteler burs vermede de yarışa (!) girmişler. Örneğin şöyle bir habere göz atabilirsiniz.

Hiç bilmeyen birisi sanki bu üniversitelerin sadece burs vermek amacıyla kurulduğunu düşünür --aslında vakıf kelimesinin anlamına epey yaklaşmış oluyoruz.

TDK'dan bakalım:

vakıf

"a. 1. Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para. 2. Bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk ve paranın idare edildiği yer: “Vakıf hayırları yalnız Mushaf vakıflarına ait değildir.” -N. F. Kısakürek. 3. Birçok kişi tarafından kurulan ve toplum yararına çalışmayı ilke edinen kuruluş.

Güncel Türkçe Sözlük"


Peki o zaman niçin bu 'vakıf' üniversitelerinin ücretleri 15,000(?)-50,300 TL'sı arasında değişiyor. Nasıl olsa vakıfın mülk ve parası yok mu? Tabi bu sözcüğün de anlamı kaymış ve üniversite bazında artık "özel" anlamını da içermektedir.

Dönelim burs meselesine. Yine TDK'ya bakalım:

"burs Fr. bourse

a. 1. Bir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para: “Öğrenimini tamamlaması için devlet bursuyla Almanya'ya gönderiliyor.” -N. Cumalı. 2. Bu amaçla vakfedilmiş paranın veya malın geliri. 


Güncel Türkçe Sözlük"

Üstün Başarı Bursu hariç hangi "burs" bu anlama karşılık geçiyor. Hangisinde üniversite aylık bir para ödüyor? Sadece ve sadece Üstün Başarı Bursu bu tanıma karşılık geliyor. Yoksa burs kelimesi de anlam kaymasına mı uğramış?!

Ben ilkokuldan sonra ortaokul, lise, üniversite, doktora hepsinde bu tanıma uyan yani bana aylık ödeme yapılan ve ayrıca yaşam giderlerimin karşılandığı devlet ve/veya üniversite tarafından verilen karşılıksız burslar aldım. Şu an vakıf üniversiteleri tarafından verildiği söylenen -Üstün Başarı Bursu hariç- diğer tip bursların hepsi İNDİRİMdir. Başka bir şey değil. 

%100 burs denen şey bile okulun ücretinin ödenmemesidir. Yani %100 indirim.




25 Eylül 2013

Burs ne demek? Burslu ne demek?

PEK YAKINDA...

İlkokul hariç, hayatım boyunca Türkiye'den ve yurtdışından çeşitli burslarla okuyan/yaşayan birisi olarak bu kavramı biraz biliyorum diye düşünüyorum. Anlatmaya çalışacağım. 

2000'li yılların çoğunu yurtdışında geçirdiğim için Türkiye'de üniversitelerdeki gelişmeleri yakından takip edemedim. 

Ama "burs" kavramındaki anlam kaymasını --ya da burs kavramının içinin boşaltılmasını-- farkettiğimde hayretler içinde kaldım. 

burs ≠ indirim 

(bursla indirim aynı şey demek değildir!)

PEK YAKINDA...

"Eleman" krizi

Hazır Fatih Terim'in Galatasaray'dan gönderilişi ile ilgili haberler sıcakken, ben de bu konuda bir kaç satır karalayayım istedim. (Tabloid) gazete haberlerine göre arada bir "eleman" krizi çıkmış. Kulüp başkanı Fatih Terim'le ilgili eleman kelimesini kullanmış.

Üniversitelerimizde de benzer bir durum söz konusu. Ne zaman herhangi bir üniversitenin websitesine baksam Amerikan üniversite bölümlerinde 'people' veya 'faculty' kelimesinin karşılığı olarak ne kullandıklarına bakarım. 

Bazıları 'kadro' diyor. Birisinde 'kadromuz' gördüm.

Bazıları 'personel' diyor.

Birisinde 'öğretim üyeleri.'

Birisi kadrodan sonra 'öğretim üye ve yardımcıları' demiş yardımcı doçent ve üstünü sıralamış. 'Yardımcı'yı görünce herhalde olsa olsa bu yardımcıdır herhalde diye düşünmüş olmalı :)

Toplu e-maillerde kullanılan hitaplardan bazıları ise 'sayın hocalarım', 'değerli öğretim elemanları', vb. 

Not: Bu arada üniversitede öğretmen olmaz. 


24 Eylül 2013

Yorumlarınız ve sorularınız için teşekkürler

Yorumlarınız ve sorularınız için teşekkür ederim. 

(Ş)akademik sayfama her türlü yorum yazabilirsiniz. 

Akademi dünyası ile ilgili aklınıza gelen soruları da bana gönderebilirsiniz. (enginarik@enginarik.com)

Ben elimden geldiğince (özel isimleri gizli tutarak) burada cevaplamaya çalışacağım. Ayrıca misafir yazar olup kendi görüşlerinizi ya da anılarınızı paylaşabilirsiniz.

16 Eylül 2013'te açtığım bu sayfaya son 7-8 günde toplam 223 farklı kişi tarafından 300 kez ziyarette bulunulmuş. Bu kişilerin çoğunluğu doğal olarak Türkiye'den olmak üzere 12 farklı ülke ve 33 farklı şehirden.

Tekrar teşekkürler.

23 Eylül 2013

Öğretim üyesinin iş yükü nasıl?

Bir araştırma üniversitesinde ideal olarak Ders verme (D=%40), Araştırma (A=%60), Yönetimle alakalı işler (Y=%0) şeklinde gerçekleşebilir. %40 haftada 6 saat ders verme olarak tanımlanmıştır. Bunun biraz daha gerçekçisi Ders verme (D=%40) Araştırma (A=%40) Yönetimle alakalı işler (Y=%20) olarak düşünülebilir. Ama asıl önemlisi bunların ne anlama geldiği nasıl tanımlandığıdır.

Türkiye şartlarında şu şekilde tanımlanabiliyor. İyimser olarak D=%40 A=%40 Y=%20 olarak düşünürsek, haftalık çalışma saati devlet 40, özel/vakıf 45 --ya evet 45 haftaiçi 5 gün, cumartesi yarım gün, işçi kanununa bağlı olarak çalışıldığı için, sabah 8 akşam 5 --yarım saat, 1 saat kaydırabilirsiniz, 9-6 gibi. Yıllık izniniz ilk sene 0 gün, ikinci seneden itibaren 14 iş günü (=2,5 haftadır). Bu konuyu ayrıntılı yazarım sonra.


  • D 45x%40=18 saat 
    • bilfiil ders anlatma 
    • Dahil olmayanlar: derse hazırlık, ofis saatleri, dersle ilgili hazırlıklar 



  • Y 45x%20= 9 saat 
    • bilfiil yönetime katılma 
    • sekreterlik --genel olarak bölüm sekreteri diye birşey yok--, 
    • komisyonlar, komisyonlar, komisyonlar --bir bölüm genelde bölüm başkanı dahil 3 hocadan hadi bilemediniz 5 hocadan oluştuğu için mutlaka komisyonlarda yer alırsınız--,
    • öğrenci danışmanlığı -- 1 sınıf danışmanlığı diye düşünebilirsiniz. Psikoloji bölümleri için 40-60-80-120 kişi olabilir
    • öğrenci kayıt-kabul -- danışmanlıklarını yaptığınız öğrencilerin derse kayıt, dersten çekilme vb işleri
    • tanıtım görevlisi --kampüs içi-dışı olabilir, stantta durma olabilir, şehir dışı olabilir, gazete yazısı olabilir, tv programı olabilir, lise öğrencileriyle haşır-neşir olma olabilir, vs
    • tercih zamanı uzmanı --sadece sene 2-4 hafta, yazın, cumatesi-pazar da olabilir, büyütmeyin canım (!)
    • Bölüm, fakülte, senato, üniversite, YÖK, Bologna vb işlerle ilgili kağıt kürek işleri. Bitmez.
    • Kurum-içi İş ve İşçi Bulma Kurumu üyeliği
    • Dekanlığın, rektörlüğün, üniversitenin çeşitli komisyonlarının, hatta devletin herhangi bir kurumunun verdiği herhangi bir görevi iyiniyetle --siz kesinlikle diye okuyunuz-- yerine getirmek



  • A 45x%40=18 saat
    • geri kalan zamanlar


Doğal olarak üniversitenize bağlı olarak D, A ve Y çeşitli oranlarda değişir. Yukarda aklıma gelen yazdığım bazı maddelere göre ortalama gerçekleşme durumu D=%50, Y=%40, A=%10'dur.

Tabiki bir iş görüşmesinde size şöyle bir şey denebilir. Bizde ders yükü haftada 15 saat. Eh geri kalan 25 saatte araştırma yaparsın. 

Şaka gibi değil mi.

Yazarım daha.

21 Eylül 2013

X Üniversitesi'nde yükseklisans buldum, ne güzel, gideyim yapayım mı?

Yükseklisansı Türkiye'de, Avrupa'da, ABD'de, Kanada'da ve dünyanın her yerinde yapabilirsiniz. Bunda bir sorun yok. Yabancı bir üniversitede yaparsanız, önemli olan üniversitenin Türkiye'de YÖK/ÜAK tarafından tanınıp tanınmadığı ve ayrıca o üniversiteden alınan yükseklisans derecesinin Türkiye'deki bir üniversiteden alınan yükseklisans derecesine denk olup olmadığıdır.

Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde 3+1, 3+2, 4+1, 4+2 sistemi uygulanmakta. İlk rakamlar lisans eğitim uzunluğunu ikinci rakamlar da "yükseklisans" (master) eğitim uzunluğunu yıl olarak göstermekte. Bunlar Bologna süreciyle değişiyor mu bilmiyorum. Ama en çok dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi +1 olarak gözüken yükseklisansların aslında lisans eğitimine eklenen 1 sene (ya da 2 semester) olduğu özellikle Amerikan yükseköğrenim sistemindeki yükseklisansa ne kredi sayısı bakımından ne de "tez" açısından eşdeğer olmadığını bilmeniz. 

ABD'de de ortalama bir yükseklisans eğitimi, alan/altalan temel derslerin ileri düzeyde alınması, seminer derslerinin alınması, 'araştırma saati' adı altında tez çalışmalarının yürütülmesi ve sonunda gerçek ve özgün bir araştırma içeren yükseklisans tezinin yazılıp savunulması ile (tam zamanlı olarak) en az 2 senede tamamlanabilir. 

Türkiye'deki sistem de ABD'deki sisteme benzemekteydi. Ancak son senelerde değişen pazar (!) koşullarıyla tezli/tezsiz ve hatta şirkete/kuruma özel yükseklisans programları yürütülmeye başlandı. Bu gidişin sonu ne olur bilemiyorum. Ancak dikkat etmeniz gereken en önemli şey tezsiz yapılan bir yükseklisansın --normal şartlar altında, düzgün ve ciddi üniversiteler tarafından-- doktora önkoşulunu karşılamayacağıdır. 

20 Eylül 2013

"Tanıtım ve Pazarlama Müdürlüğü"

Güzide bir üniversitemizde bir birimin ismi aynen böyle: "Tanıtım ve Pazarlama Müdürlüğü". Böyle bir kurumun üniversitede ne işi olabilir diye düşündüm ilkönce. "Tanıtım" kısmını anladım da "Pazarlama"nın üniversite ile ne alakası olabilir?

Üşenmedim pazarlama kelimesinin anlamına baktım. TDK Büyük Türkçe Sözlüğe göre pazarlama şu anlamlara geliyor:

"pazarlama 

a. 1. Pazarlamak işi. 2. tic. Bir ürünün, bir malın, bir hizmetin satışını geliştirmek amacıyla tanıtmayı, paketlemeyi, satış elemanlarının yetişmesini, piyasa gereksinimlerini belirlemeyi ve karşılamayı içeren etkinliklerin bütünü. 

Güncel Türkçe Sözlük 


pazarlama İng. marketing 

İşletmenin, satış olanaklarını belirleyerek üretilen mal ve hizmetlerin tüketiciye ulaştırılması sırasında kâr elde etmek amacıyla çeşitli unsurları etkilemeye ve denetlemeye yönelik yaptığı etkinlikler.

BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü 2004"

Bu tanımları gözönüne alarak bu üniversitenin bir işletme olduğunu bir ürün/mal/hizmet satışı gerçekleştirdigini ve bunların bir tüketicisinin olduğunu ve kâr elde etmek amacını taşıdığını mı anlamamız gerekiyor? :) Üniversitenin ürünü, malı, hizmeti ne olabilir? Bunları kimler tüketiyor, öğrenciler mi? Şu an ki üniversiteler yasasına göre Türkiye'de üniversiteler kâr elde etmek amacını taşımamaları gerekmiyor mu?

Çıkan sonuçlara bakarak ne tür kurumlarda böyle bir birim var diye, yine üşenmeyerek, "Tanıtım ve Pazarlama Müdürlüğü" anahtar sözcüğüyle google'da tarama yaptım. Tarama sonuçlarım şurada. (Tabii google herkese göre farklı sonuçlar verebilir). Buna göre 32 sonuç buldum: Güzide üniversitemizin yanısıra, Türk Standartları Enstitüsü, PTT, Kiptaş, AnadoluJet, İhlas Yayın Holding kurumlarında bu birim mevcut. Size de ilginç gelmiyor mu?

Kütüphanesiz üniversite olur mu?

Oluyormuş! Şaşırdınız mı? Ben şaşırmıştım ve hala şaşırıyorum. Bir anlam haritası çıkartsak eminim üniversite ve kütüphane sözcükleri birbirlerine çok yakın çıkacaktır (güzel bir araştırma konusu, bakalım, kütüphane mi daha yakın, kafe mi, spor salonu mu, havuz mu, eylem mi, okeye dördüncü mü :))

Bazı güzide üniversitelerimizde üniversite kütüphanesi herhangi bir lise kütüphanesi büyüklüğünde olabiliyor. Örneğin 10 bin kitap kapasiteli kütüphanemiz var ya da elektronik kitaplar dahil 100 bin kitaba/kaynağa erişimimiz var diye bir şeyi övünerek söyleyebiliyorlar. Ne kadar acıklı bir şey bu.

ULAKBİM üzerinden erişilen bir takım veritabanları sanırım zorunlu olarak bütün üniversitelerde var. Ayrıca bir takım ücretsiz veritabanları da var, bazıları "deneme sürüşünde" :) 

Üniversitelerde dekan, rektör düzeyinde yöneticilerle yaptığım çeşitli görüşmelerde bu kütüphane durumunu sorduğumda aldığım bir kaç ilginç yanıtı sizinle paylaşmak istedim:

'Bizim kütüphanemiz var'

Burada üniversiteyi kurduk kıyısına köşesine bir kütüphane odası yaptık. Yoksa YÖK izin vermezdi üniversiteyi kurmamıza demek isteniyor :)

'Ama biz ISI*'ya EBSCHO'ya erişebiliyoruz. Orada makalelerin abstract*larını görebiliyoruz. Eh, o da yeter'

Bir biliminsanının bir takım makalelerin sadece özetlerine bakarak akademik çalışma yürütebileceğini bilim üretebileceğini düşünmesi ne kadar acıklı değil mi!? 

'Artık internet çağındayız, google'da arayınca bulabiliyoruz'

Burada da internetten bulabileceği bir takım makalelerin herhangi bir araştırmaya yeterli olabileceğini savunabilecek kadar ufaldım, ufaldım, kaybolmak istiyorum denmek istiyor.

'İzin istersiniz bizden, gidip x üniversitesinin kütüphanesinde kaynaklara bakabilirsiniz'

Sanki x üniversitesi dünyanın en büyük kütüphanesine sahip de aranılan kaynaklara erişilebilirmiş gibi. 

Arkası yarın :)

*ISI=Web of Knowledge/Science--ULAKBİM (Ulusal Akademik Ağ ve Bilmi Merkezi) erişim sağlıyor.
*abstract=özet

19 Eylül 2013

Türkiye'de bir öğretim üyesinin ders yükü nedir acaba?

Şimdi öncelikle meşhur 2547 no.lu Yükseköğretim Kanunu'nun (aka YÖK Kanunu) 36. maddesine bakalım. (Bu kanuna bol bol bakabilirsiniz, pek çok şey açık bir şekilde yazılmıştır).

"Öğretim üyesi, kadrosunun bulunduğu yükseköğretim birimi ile sınırlı olmaksızın ve ihtiyaç bulunması halinde  görevli olduğu üniversitede haftada asgari on saat ders vermekle yükümlüdür. Öğretim görevlisi ve okutmanlar ise, haftada asgari on iki saat ders vermekle yükümlüdür"

Malumunuz öğretim üyesi doktora dereceli yardımcı doçent, doçent, profesör kadrolu kişi demek (buna istisna var ama o konumuz dışında). 

Bu kanuna göre bir öğretim üyesinin asgari --en az-- haftada 10 saat ders yükü var. Bu madde yoruma açık tabi. Bazı üniversiteler ihtiyacımız var o yüzden haftada 15 saat olsun diyebilirler, bazı üniversiteler 10 saat fazla olmasın, bazısı ise daha az olsun diyebilirler. 

Şimdi genel uygulama şu şekilde: Devlet üniversitelerinde --malum bir kaç tanesi hariç-- bu ders yükünü aşmak genel uygulama. Çünkü aşılan her bir ders saati için 'ek ders ücreti' alınıyor. Hatta ikinci öğretim bölümlerinde (İÖ) bu ücret uygulaması daha da farklı. Yine pek çok devlet üniversitesinde hiyerarşik bir yapı olduğu için öğretim üyesinin en alt kademesindeki kişilere daha çok yüklenmek adettendir. Vakıf üniversitelerinde --evet Türkiye'de henüz yasal olarak 'özel üniversite' yok, yeni yasa çıkana kadar hepsi vakıf üniversitesi-- ise kabaca ortalama 12 saat. Tabi 6 saat olanlar da var, 10 saat olanlar da var, 12 de, 15 de. Hatta 20 küsür saat olanlar da var. Bazısı kontratta bu ders yükünü açıkca belirtir ki bunu aşarsanız 'ek ders ücreti' alabilirsiniz. Bazısı belirtmez ki sizi sömürebildiği kadar sömürsün.

Benim gibi Amerika'da R1 üniversitelerinde doktora yapmış kişilerin ilk tepkisi ders yükü neden bu kadar yüksek diye sormak olabilir. Çünkü beklentimiz araştırma-odaklı bir üniversitede ders yükünün haftada 6 saat (malum dönem başı 2 ders, 2+2) olmasıdır. Türkiye'de gerçek anlamda R1 üniversitelerinin olduğunu düşünmek bence hayal. 

Başka bir yazıda aşağıdaki konulara değineceğim:

  • 15 saat ders yükü çok, diye söylediğinizde alacağınız cevaplar neler olabilir. 
  • Türkiye'de ders yükü algısı nedir.
  • Öğretim üyesinin iş yükü nasıl. (%40, %40, %20 mi?)
  • Bu kadar az saat ders veriyorlarsa geri kalan zaman ne yapıyorlar, yatıyorlar mı.
  • vs... vs...

18 Eylül 2013

Doktoram bitti Türkiye'ye döneceğim. Maaşlar nasıl?

Doktoranız bitti ve yardımcı doçent atanabilecek durumdasınız diye varsayıyorum:

Öncelikle devlet üniversitelerinde yeni zamlarla beraber net olarak 2500-2600 lira civarında bir maaş veriliyor. Şu websitesinde daha ayrıntılı bilgi var. Buna göre 9 hizmet yılı olan 3/1 dereceli yardımcı doçent maaşı: 2693.47 lira. Bu net maaş. 

http://memurunyeri.com/2012-08-19-18-04-51/akademik-personel/4351-akademik-personelin-15-temmuz-2013-maaslari.html


YARDIMCI DOÇENT  
3/1
9
2693,47


Özel/vakıf üniversitelerinde ise çok değişkenlik göstermekte. (Net olarak) 3000-6000 arası diyeceğim ortalama 4000 civarında. Ama bazı duyduğum şeylere göre bir kaç üniversite daha da az maaş verebiliyor. 

Bazı üniversitelerde herkesin aynı maaşı (ya da öyle olduğu söyleniyor). Bazılarında ise 'aman kimseye maaşını söyleme' deniyor. Bu ikinci tip yerlerde 'maaş pazarlığında' çok dikkatli olmalısınız. Gerçekten sizinle aynı seviyede (eğitim olarak) olan birisiyle yarı yarıya farklı maaş alıyor olabilirsiniz. Aman dikkat!

Eğer herkesin eşit değilse, maaşları etkileyen faktörleri sıralayayım. 

1. Siz önemli/ünlü/"celebrity" misiniz? Örneğin tanınmış birisinin birşeyi misiniz? Televizyon programlarında boy gösteriyor musunuz? O zaman aldığınız maaş çoooook farklı olabilir. Dikkat edin MIT'den doktoralı mısınız demedim.

2. Deneyiminiz. Hayır iş deneyiminiz değil, akademik "piyasa"da neler olup bittiğini bilmeniz. Sizi saf görürlerse çok az maaş teklif edeceklerdir.

3. Bazı üniversiteler yurtdışı doktoralı/yurtiçi doktoralı farkı oluşturabiliyor.

4. Bazı üniversiteler (veya hemen hepsi) pasaport farklılığı oluşturabiliyor. Örneğin Türkiye'nin batısından bir yerdenseniz, maaşınız çok farklı olabilir. İsterseniz çok kötü bilinmeyen bir üniversiteden doktora almış olun. Türkiye'nin doğusundan veya Rusya'dan doktoralı olup oranın vatandaşıysanız bazı okullar daha az maaş verebiliyor. 

5. Bölümünüz. Bazı üniversiteler fakülte ve/veya bölüm bazlı farklı maaşlar verebiliyor. 

6. Kontrat. Kontratınızı görmeden ne kadar maaş aldığınızı net olarak bilemezsiniz. Yani 'anlaştığınız' maaştan daha az alabilirsiniz. Aman dikkat!

Daha eklemeler yapacağım.

Güncelleme:

"Akademik zam" (2014)

16 Eylül 2013

Akademik kadro ilanlarını nereden bulabiliriz?

Akademik kadro ilanları üniversitelerin kendi ana sayfalarında, fakülte sayfalarında, vb yerlerde bulunabilir. 

Öğretim görevlisi, araştırma görevlisi, okutman gibi kadrolar için ilanlar YÖK'ün sayfasında da yer alır. Buradan ulaşabilirsiniz:

https://yoksis.yok.gov.tr/ilansayfa/

Kadro ilanları ayrıca resmi gazetede ve/veya ulusal bir gazete de yayımlanmak zorundadır. 

Bütün bu işler işin resmiyeti. Bir de yardımcı doçent ve üstü kadrolarda işlerin nasıl yürüdüğünü ve gerçekte neler olup bittiğini de ayrıca kaleme alacağım. 

Şimdilik şu haberle yetinelim:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/24438857.asp



15 Eylül 2013

Yorumsuz

Buyrun buradan bakın:

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2013/05/10/diplomami-internetten-indirdim


Bir kaç sene evvel bir üniversitemizde de sahte "ordinaryus profesor" çalışıyordu. İşin garibi böyle bir ünvan yok :))

Bu da haberi:

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/02/03/ordinaryusum_dedi_universitede_ders_verdi

İngilizce yabancı dil sınavına gireceğim? Hangi sınava girmeliyim?

TOEFL, IELTS, KPDS, ÜDS vb. sınavlar var. Bunlar Türkiye'de kabul edilen sınavlar. İlk ikisi dünya çağında kabul gören sınavlar ve daha standart. Ben TOEFL sınavını öneririm. Tabi bu sınavlardan hiçbirisine anadiliniz İngilizce olsa dahi çalışmadan girdiğinizde iyi bir puan almanız pek mümkün değil.

İngilizce eğitim yapan bir üniversitede okuyorum. TOEFL sınavına girsem iyi puan alır mıyım?

Kısa cevap: Hayır. Aynı üniversite sınavında Türkçe çalışmanız gerektiği gibi TOEFL için de çok iyi bir hazırlanma sürecinden geçmelisiniz. Bence İngilizceniz çok çok iyi olsa bile en az 2 aylık sıkı bir çalışma ile TOEFL sınavına girmelisiniz.

Psikolojideki eğitimler ve sertifikalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konu ile ilgili çok soru geliyor. Ne tür eğitimler almalıyız vb. Zamanı gelince uzun uzun yazarım. Ya da özel olarak sorarsınız. Para veriyorsunuz bu eğitimlere, tamam belki karşılığında alacağınız belgeyi önemsiyor olabilirsiniz. Fakat bence aldığınız eğitimin de iyi olması size birşeyler katması ve profesyonel yaşantınıza katkısı olması çok önemli.

Öncelikle eğitimi veren kişi çok önemli. Eğitmenin mutlaka yeterli eğitimi olması lazım. Şimdiye kadar yazdıklarımdan veya kendi deneyimlerinizden biliyorsunuz ki bilim dallarında en yüksek eğitim derecesi Doktoradır (İng. PhD). Ben eğitim alıyor olsam karşımdaki insanın doktorası var mı yok mu diye sorgularım ilkönce (istisnalar var tabiki). Bunun bir altı master veya yüksek lisans (İng. MA, MSc vb.). Türkiye'de genelde bu dereceyi alanlar isimlerinin önüne "uzman" yazıyorlar. Uzman Psikolog gibi. Üniversite ve enstitü eğitimlerinin dışındaki eğitimler çok farklıdır, bir standardizasyonu yoktur ve çoğu kurum tarafından tanınmazlar. Örneğin bir kişi ben A eğitimi aldım diye CV'sine yazdı ise aklınıza gelecek ilk soru ne kadar süreyle A eğitimi aldın? 1 saat mi? 10 saat mi? 1000 saat mi? Nereden aldın? Aldığın yer tanınan bilinen veya akredite bir yer mi? Denetlenen bir yer mi? Örneğin Türkiye'de üniversiteler Yükseköğretim Kurumu (YÖK) tarafından denetlenir. Bu eğitim alan yerleri kim denetliyor? Eğitim veren kişileri mutlaka araştırın.

Bu kişilerin CV'lerine bakın. Bir CV bulamıyorsanız o eğitimi almayın. CV'si varsa ve CV'sinde açık bir şekilde eğitim durumu yazmıyorsa veya online bir takım kurumlardan eğitim almışsa aklınızda hemen bir soru işareti oluşsun. Bu öyle ki bazı ülkelerde profesörlük belgesi bile satın alabilirsiniz. Örneğin geçtiğimiz yıllarda İstanbul Aydın Üniversitesi'nde bir kişi kendisini Ordinaryüs Profesör diye tanıtarak (ki böyle bir derece yok günümüzde) 1 sene derslere girmişti, sonra akıl sağlığının yerinde olmadığı anlaşıldı ki üniversite apar topar bütün bilgilerini internetten kaldırmak zorunda kaldı.

CV'lerinde bol bol A eğitimi aldım, B eğitimi aldım vs yazıyorsa bu eğitimleri nereden aldığı, ne kadar süre ile aldığı vs. yazmıyorsa kafanızdaki soru işaretleri çoğalsın. Aynı şekilde A sertifikam var B sertifikam var vs. diyorsa yine bu sertifikalarla ilgili bilgiler açık değilse dikkatli olun. Bunların "şişirme özgeçmiş" olması muhtemeldir.

Bir eğitim almış olmak bir kişinin eğitmen olduğu anlamına gelmez. Öyle olsa sözgelimi İstatistik dersini alıp geçen her kişi İstatistik eğitimi verebilirdi, değil mi?

"Psikoloji eğitimi aldı" gibi yazılar için de dikkatli olmak lazım. Nerede aldı? Hangi üniversitede? Ne zaman?

Psikoloji alanında yükseklisans/doktora yapmak istiyorum. Nerede yapmalıyım? Nelere dikkat etmeliyim?

(6 Ocak 2013)

Bu soruya yanıt vermek için pek çok değişkeni gözden geçirmek gerekiyor. Öncelikle psikolojinin hangi alt alanında yükseklisans ve/veya doktora yapmak isteniyor ona karar vermek lazım. Türkiye'de mi yurtdışında mı yapmak isteniyor ona da karar vermek lazım. Bir üniversitenin akademik anlamda iyi olup olmadığına bakmak gerekiyor. Üniversitenin tanınırlığı araştırılmak zorunda. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) tanınmış araştırma üniversiteleri dünyanın önde gelen üniversiteleridir. İlk 100 üniversiteden 80 kadarı ABD'dedir. Fakat ABD'deki her üniversite iyi olacak diye bir zorunluluk yok. Çünkü bu üniversitelerden bazıları online eğitim yapmakta ve akademik olarak tanınırlığı yok denecek kadar azdır. Örnek vermek gerekirse Phoenix, Walden gibi üniversiteler online eğitim yapmaktadırlar ve bilinen araştırma ve eğitim üniversiteleri gibi tanınırlıkları yoktur.

Tabi üniversitelerin başvuru tarihlerini de kaçırmamak lazım. Örneğin Amerika'daki üniversitelerin başvuruları genellikle Aralık-Ocak aylarında olur. Ve dönem Ağustos ayında başlar (bazı eyaletler hariç). Yani aşağı yukarı hangi üniversitelere başvuracağınıza 1 sene önceden karar vermiş, TOEFL, GRE vb. sınavlara girmiş olmanız gerekir...

İngilizce eğitim mi Türkçe eğitim mi?

(10 Ocak 2013)

Özellikle yükseklisans/doktora düşünenler için İngilizce eğitim çok önemli. Bilim dili İngilizce. Nokta. Öte yandan Türkiye'de pek çok üniversite İngilizce eğitim yaptıklarını beyan etmektedirler. Bunu çok başarılı bir şekilde yapan üniversitelerimiz var. Fakat maalesef bazıları gerçekten İngilizce yapmıyor. Bunu nasıl anlayabiliriz?

1- Okuldaki yönetici pozisyonlarında olanlar ve çalışanlar İngilizce bilmiyorsa o okul büyük bir ihtimalle İngilizce eğitim yap(a)mıyordur.

2- Üniversitenin İngilizce ve Türkçe websiteleri arasında tutarsızlıklar varsa yine yabancı dil eğitiminde bir problem vardır.

3- Üniversite TOEFL, IELTS gibi uluslararası geçerlikleri olan --ve uluslararası seviyede-- sınavlar yerine sadece kendi yaptığı bir dil sınavıyla hazırlık eğitimi yapıyorsa üniversitenin yabancı dil eğitiminde problemler olması ihtimali vardır. (istisnalar var örneğin Boğaziçi)

4- Doktora eğitimlerini ABD, İngiltere gibi ülkeler dışında yapan öğretim üyesi sayısı çok azsa İngilizce eğitimde sorun olabilir.

5- Öğretim üyelerinden bazıları İngilizce bilmiyorsa İngilizce eğitimde sorun olabilir.

6- Öğretim üyelerinin İngilizce CVleri yer almıyorsa veya CVlerinde bariz hatalar varsa veya öğretim üyelerinin İngilizce yayınları çok azsa İngilizce eğitimde sorun olabilir.

ABD'de psikoloji sıralamaları

Psikoanalist olmak istiyorum, nasıl olabilirim?

(11 Ocak 2013 tarihinde yazıldı) 

Psikanaliz yapabilmek için uluslararası standartta eğitim almanız gerekir. Bunun için Amerikan Psikanaliz Derneği'nin kriterlerine göre Psikiyatrist, Psikoloji Doktoru veya Akıl Sağlığı ile ilgili bir alanda doktora tamamlamış olmanız gerekir. Yani doktoradan sonra psikoanaliz eğitimi alabilirsiniz. Bu eğitim de en azı 1 sene kendi psikoanalizinizi (muhtemelen her gün yapılan seanslardan sonra) tamamladıktan sonra 3-4 senelik bir seminer vb. eğitimlerden geçtikten ve psikoanaliz stajınızı tamamladıktan sonra Psikoanalist olabilirsiniz. Yani en azından doktoradan sonra aynı doktora gibi 4-5 senelik bir eğitimden geçmeniz gerekir. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de bu eğitimi veren bir enstitütü yok. Peki pek çok kişi psikoanalist olduğunu söylüyor derseniz, ben orasını bilemem.

Amerikan Psikoanaliz Derneği (APSA) Standartları için: http://apsa.org/Portals/1/docs/Training/Standards.pdf


İki tane Psikoanaliz Enstitüsüne örnek:

http://www.med.nyu.edu/psa/education/

http://www.psychoanalysis.org.uk/training/about.php


Dünya şartlarına göre, böyle eğitimlerden geçmemiş ve enstitülerden mezun olmamış kişiler psikoanalist olamazlar.

US News

Amerika Birleşik Devletleri özelinde ise US News'ın en iyi üniversite sıralamaları en ciddiye alınan sıralamalardır.


Lisansüstü eğitim için sıralamalar:

http://grad-schools.usnews.rankingsandreviews.com/best-graduate-schools

Dünyadaki en iyi üniversiteler hangileridir? Psikoloji alanındaki en iyi üniversiteler hangileridir?

Türkiye'deki üniversitelerin Sosyal Bilimler alanında genel sıralamaları için güvenilir kaynaklar var mı?

2012 yılı için: URAP Türkiye tarafından 2012 yılı için hazırlanan bir sıralama var. Buna bakılabilinir. Tabi değerlendirme yapılırken öğretim üyesi başına düşen yayın sıralaması yapılmamış sadece toplam sosyal bilimler alanında yayın sayısına bakılmış. Örneğin 100 Sosyal Bilimler öğretim üyesi olan bir üniversite ile 5 Sosyal Bilimler öğretim üyesi olan üniversitenin karşılaştırıldığını düşünün.http://tr.urapcenter.org/2012/2012_t11.php

Yine aynı kaynağın dünya sıralamasına da bakılabilinir.
http://www.urapcenter.org/2012/soc.php?q=MS0yNTA=

Peki benim üniversitem pek üst sıralarda yer almıyor, bu ne demek diye soruyorsanız bunun cevabı da üniversitenizin sosyal bilimlerde (psikoloji, sosyoloji, vb.) iyi yayınlar yapmadığı anlamına gelmektedir. Yani pek araştırmaya önem vermiyor ya da hoca sayısı az ya da hocaları araştırma açısından çok kaliteli değil gibi değerlendirilebilinir.


Yükseklisans için not ortalaması önemli mi?

Evet önemli. Pek çok üniversite yükseklisans başvurularında not ortalaması olarak (GPA/GNO) bir alt sınır belirlerler. Örneğin, 2.50 gibi. Ayrıca Türkiye'deki yükseklisans başvurularında ALES puanı ve GNO önem kazanmaktadır. Transcriptte yer alan 4.00'a yakın bir ortalama her zaman dikkat çekecektir. İlke olarak ortalamanızı 3.00'ın üstünde tutmanızı tavsiye ederim. Özellikle psikoloji alan derslerinizi yüksek notlarla geçmeniz, 3. ve 4. sınıflarda notlarınızın giderek yükselen bir eğri çizmesine önem veriniz. Yani GNO'nuz biraz düşükse bile bunun nedeni 1. veya 2. sınıf ders notlarınızın biraz düşük olması olsun, 3. ve 4. sınıf ders notlarınızın değil.

İleride yükseklisans/doktora başvurusu yaparsanız ya da herhangi bir iş başvurusunda bulunduğunuzda sorulursa, GNO'nuzun neden böyle olduğunu açıklamanız beklenir. Diyelim ortalamanız 3.00 ama istatistik dersinden kalıp sonra da DD ile geçmişsiniz. Bunu açıklamalısınız. Örneğin diyebilirsiniz ki istatistikten bu şekilde notlarım ama onunla ilgili Araştırma Yöntemleri derslerinden A ile geçtim vs.

Genel olarak, çok iyi üniversiteler düşük GNO'lu öğrenci kabul etmezler. Ortalama bir üniversiteden düşük GNO ile mezun olursanız, iyi bir üniversitede YL/doktora yapma şansınız giderek düşecektir.

Klinik Psikoloji alanında yükseklisans yapacağım. Hangi üniversitede yapmam daha iyi olur?

Türkiye'de yükseklisans yapmak istediğinizi varsayıyorum. Öncelikle hangi üniversitelerde yükseklisans programları var onu belirttim, oraya bakınız. Ardından üniversite ile bağlantı kurunuz ve mutlaka Klinik Psikoloji alanında yükseklisans yapmak istediğinizi ve bu alanda yükseklisans eğitimi verip vermediklerini sorunuz. Ayrıca mutlaka diplomanızda ne yazacağını sorunuz. Pek çok üniversite yükseklisans eğitimlerini tek bir program adı altında açmaktadır. Örneğin Psikoloji Yükseklisansı veya Uygulamalı Psikoloji Yükseklisansı gibi. Bu üniversiteler alt alan/modül vb. isimlerle Klinik Psikoloji Yükseklisansı eğitimi verdiklerini söylemektedirler. Diplomanızda Klinik Psikoloji Yükseklisansı yazıp yazmadığı bu yüzden çok ama çok önemli. Bir kaç sene öncesine kadar Türkiye'de Klinik Psikolojisi Yükseklisans veya Doktora YÖK tarafından tanınan resmi bir eğitim değildi. Onun yerine genel olarak Uygulamalı Psikoloji eğitimi verilmekteydi.

Ayrıca üniversitelerin websitelerinde TAM ZAMANLI DOKTORALI (PhD veya PsyD) Klinik Psikolog(lar) olup olmadığını inceleyiniz. Bu öğretim elemanları sizlerin danışmanlarınız olacak ve size süpervizyon/tez danışmanlığı verecek ve size bu alanda dersler açacak. Üniversitede hemen her zaman ulaşabileceğiniz kişiler bunlardır.

Hangi Psikoloji Bölümleri'nde yükseklisans/doktora programları var?

Buraya eklediğim ilk dosya 14 Ocak 2013 tarihli. Daha sonra güncelleyeceğim.

Şu adreste eski dosyayı bulabilirsiniz.


Gazete yazıları 4

Çalışkan öğrenci işte başarılı olamayabilir başlığıyla Sabah'ta yayımlanan yazı için buraya tıklayabilirsiniz. Yayımlanma tarihi 28 Eylül 2011.

Gazete yazıları 3

Aile askere gitmiyorsa üniversiteye de gitmez başlıklı Sabah gazetesinde 29 Eylül 2011 tarihinde yayımlanan yazı. Tıklayın.

Gazete yazıları 2

Sınav için tempolu yürüyen kazanır başlıklı Sabah gazetesinde 14 Mart 2012 tarihinde yayımlanan yazı için buraya tıklayın

Gazete yazıları 1

Zihni dinlendirmek için 25+5 yöntemi başlığıyla Sabah gazetesinde 13 Mart 2013 tarihinde çıkan yazı. Yazının tamamı için buraya tıklayın.

Yazılar yazılar yazılar

Türkiye'deki akademik dünyaya bir katkım olsun diye buraya kısa kısa yazılar yazacağım. Bazen de misafir yazarların yazılar yayımlanacak. İlk yazılar daha önce facebooktaki sayfamda paylaştığım yazılar. Onları buraya taşıyorum.