AKADEMİK DÜNYA "aman çok akademik"

29 Aralık 2013

Özel üniversiteler olması lazım. Cidden.

Bir bina yapınca çok borcumuz var batıyoruz diyen pek çok vakıf üniversitesi var. Az buçuk hesap kitap biliyorum, benim hesabıma göre sadece öğrencilerin okul paralarından (kantinler, kafeler, spor salonu, servisler, yurt gelirleri vs. hariç) acayip karlar ediliyor olması lazım. 

Peki nereye gidiyor bu paralar? Neden üniversitelerin gelir-gider bilgilerine ulaşamıyoruz? Mesela kiralık binaların kirası ne kadar? Kampüs/bina inşaatlarını hangi firmalar yapıyor, maliyeti ne kadar? Mütevelli heyet üyelerine ödenen 'toplantı yapma paraları' ne kadar? Vakıftan üniversiteye aktarılan para ne kadar?

Personel/çalışan maaşlarının da şeffaf olması lazım. Bütün personelin maaşlarını bilmeliyiz. O çok öykündüğümüz 'dünyanın en iyi üniversitelerinde' bunlar şeffaf, belli. Mesela maaşların alt-üst sınırları belli mi? Bu "celebrity" denilen kişilere ne paralar ödeniyor? Gazetelerde reklam amaçlı yayınlanan yazılara ve televizyon programlarına ne paralar ödeniyor?

Bakın duyduğuma göre bu okulların en büyük masrafı öğrenci yatırımı, kütüphane giderleri, personel giderleri değil. Peki ne? Reklamlar? Hangi şirketlere reklam yaptırılıyor, reklamlar nerelerde yayınlanıyor? Emsalleriyle karşılaştırmak lazım. 

Ayrıca ve kesinlikle özel üniversite yasası olması lazım. Hani üniversitelerin devlet, vakıf, özel, yabancı vs diye ayrıştırıldığı ve aynı zamanda araştırma-odaklı, öğretim-odaklı, diploma verme-odaklı diye ayrıştırıldığı. Hangisi özel, hangisi vakıf bilelim. Ayrıca neden vakıf üniversitelerin çoğu özel üniversite yasası çıkmasına karşı? Hesap veremeyecekleri bir şey mi var? 

Ya da şöyle bakalım olaya, eğer çok büyük karlar etmiyorlarsa neden her sene bir sürü yeni üniversite açılıyor?

Musluk akarken testiyi doldurmak değil!

Şeffaflık ve hesapverilebilirlik! 

28 Aralık 2013

Vakıf üniversiteleri parayı neye harcıyor?

Üniversite bütçelerini, gelir-giderlerini ararken Vakıf üniversiteleri parayı neye harcıyor? başlıklı bir yazı buldum. 2008 yılında Referans gazetesinde yayınlanmış. Orjinalini bulamadım. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

Devlet üniversiteleri bütçelerini bulmak çok kolay. Mali yılı harcamalarını da bulmak çok kolay. Örneğin bu İstanbul Üniversitesi'nin

Bu da 2014 yılı bütçeleriyle ilgili bir haber.

Peki vakıf üniversite bütçeleriyle ilgili bir kaynak var mı?

26 Aralık 2013

Psikoloji Bölümleri Değerlendirme Tablosu (Görsel)

Psikoloji Bölümleri Değerlendirme Tablosu (Görsel) başlıklı bir tablo hazırladım. Websitemde yayınladım. Bu tabloda Türkiye'deki Psikoloji Bölümleri Akademik Değerlendirmesi'ndeki bazı bulgularla Türkiye'deki üniversiteleri yıldız (*) kullanarak değerlendirip gruplandırdım. İlgilenenlere duyurulur. 

Bağlantı için buraya tıklayınız.


24 Aralık 2013

Üniversiteye girerken...

Başlığı tamamiyle kapıdan içeri girerken anlamında kullandım :)

Bazı üniversitelerimiz biliyorsunuz "turnike" sistemi adı verilen yani kapıdan girişte kart 'basarak' girme sistemine geçtiler, geçiyorlar. Bir de bunun yanında "parmak izi sistemi" de varmış. Ola ki kartınızı unutursanız, yerine parmağınızı basabilirmişsiniz. Bunun amacı da güvenlikmiş.

Akşam akşam hiç güleceğim yoktu (!) 

Hasbelkader konferans vb amaçlarla dünyanın çeşitli ülkelerinde üniversitelere girdim çıktım. Hem öğrenci hem de 'akademik' olarak Hollanda ve Amerika'da bulundum. Türkiye'deki kadar üniversite kapılarında silahlı insanların bulunduğu, güvenliğin olduğu, turnikelerin olduğu hatta böyle parmak izi sisteminin olduğu bir yerle karşılaşmadım.

Malum Amerika gibi silah taşımanın bazı eyaletlerde oldukça yaygın olmasına ve hatta insan ölümlerine sebebiyet vermesine rağmen böyle birşey yok. 

Herhalde bunlar salak, bir bizimkiler akıllı.

Tabiki asıl amacı güvenlik olsa uluslararası havaalanlarında olduğu gibi üst taraması yapılan cihazlar bulundurmaları ilk akla gelen şey olabilir. Ama amaç tabiki güvenlik D-E-Ğ-İ-L!

Amaç bu alet edevatları satan şirketlerin de belirttiği gibi "Parmak izli Personel Devam Kontrol Sistemleri." Aynen alıntılıyorum: "(...) piyasada ki birçok muhasebe programıyla entegre çalışabildiği için personelinizin giriş çıkışına baglı olarak aylık maaş hesaplamasına zamana baglı olarak biribir hesaplama yapar. Bu sayede zamandan büyük kazanç sağlamış olursunuz. Ayrıca sistemle vardiye sistemini belirleyerek o gün gelmesini istediğiniz personelin içeri alınmasını sağlarken vardiya saatleri uyuşmayan personelin girişlerini otomatikman engellemiş olursunuz."

Şimdi bazılarınız diyebilir ki 'ee orası işyeri patron yatırım yapmış işçiyi (!) tabiki takip edecek ona göre maaşını verecek.' (Ki bazı üniversiteler bu densizliği de yapıyorlar).

Yok efendim orası herhangi bir işyeri değil. 
Orası Ü-N-İ-V-E-R-S-İ-T-E! 
Hani özgür bilim, araştırma, öğrenim falan yapılan yer. 

Akademik ve idari personelin iş tanımlarının belli olduğu bir yer. Yani oradaki "üretimin" tanımı, içeriği ve verimin (ya da performansın diyelim) nasıl değerlendirileceği vs bellidir. 

Üniversiteler 24 saat açık olan yerlerdir.

Bir akademisyen olarak böyle uygulamaları kınıyorum ve sonuna kadar karşıyım. 

Bu tür işletmelere lafım şu:

Benim beynim, bilimsel ve öğrenimsel/öğretimsel üretimim sadece 8:00-18:00 arası çalışmıyor, arkadaşım. Anladın mı?

Seninki öyleyse ben bilemem. O senin sorunun. 

Psikoloji bölümleri sorunları

Türkiye’deki Psikoloji Bölümleri Sorunları çalışmasının sonuçlarını burada bulabilirsiniz.

http://www.enginarik.com/psikoloji-boeluemleri-sorunlari

23 Aralık 2013

Psikoloji bölümleri

Katılarak belki de psikoloji bölümlerinin geleceğini şekillendirebileceksiniz. Son gün 23 Aralık 2013 23:59. 

14 Aralık 2013

Onursal doktor

Onursal doktoranın uzun uzun ne olduğundan bahsetmeyeceğim. Meraklısı wikipedia, ekşisözlük gibi bir yerden de öğrenebilir. Gün gelir de size onursal doktora (fahri doktora) verirlerse --ki artık çoğunlukla ticari, siyasi ilişkileri olanlara peynir ekmek gibi veriliyor-- eğitim derecesi gibi isminizin önüne koymayın (Dr.... diye yazmayın), trajikomik oluyor. 

12 Aralık 2013

Yeni araştırmaya katılım çağrısı

Üniversitelerdeki psikoloji bölümlerindeki olumlu/olumsuz durumları araştırıyoruz. Araştırmamıza katılımınızı rica ediyoruz. Ön-sonuçlar önceki araştırmalarımda olduğu gibi kamuoyu ile paylaşılacaktır. Psikoloji camiasına, düzenlenecek çalıştay/kurultaylara bir katkısı olacağı umuduyla. 

Araştırmaya katılım tamamen gönüllüdür. Araştırmadan istediğiniz an sayfayı kapatarak ayrılabilirsiniz. İstediğiniz soruları yanıtlayabilirsiniz. Kimlik bilgilerinizi kesinlikle belirtmeyiniz, belirtseniz bile açıklanmayacaktır.

Katılımınız bizim için çok değerlidir. Katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Bağlantı:


Bu anketi uygun gördüğünüz kişilerle paylaşabilirsiniz.  

Anket çeşitli e-listelerle, facebook, twitter aracılığıyla paylaşılacaktır ve bütün psikoloji öğrenci, mezun, akademisyenlerine açıktır.

09 Aralık 2013

Türkiye'deki Psikoloji Bölümleri Akademik Değerlendirmesi (Sürüm 2013.2) GÜNCELLEME

Türkiye’deki Psikoloji Bölümleri Akademik Değerlendirmesi (Sürüm 2013.2)
10 Aralık 2013 tarihinde güncellendi. Bir önceki sürümde öğretim üyelerinin yaklaşık %65'inin lisans ve doktora eğitimleri verilmişti. Bu sürümde güncelleyerek %95 civarında öğretim üyesinin eğitim bilgisini verdim.

Buna göre şu an Türkiye'deki psikoloji bölümlerinde kadrolu ve tam zamanlı 365 öğretim üyesi vardır. Lisans bilgisini bir şekilde bulabildiğim kişi sayısı 344'tür.
Dağılımı:

Psikoloji lisanslı 251 (%68.8)

PDR, eğitim vb. 19 (%5.2)

Tıp 43 (%11.8)

İlahiyat 4 (%1)

Diğer 27 (%7.4) -- Sosyoloji, Edebiyat, İşletme, Mühendislik gibi.



Doktora bilgisini bulabildiğim 347 kişinin dağılımı:

Psikoloji 223 (%61.1)
Psikoloji olmayan 124 (%34)


18 civarında bölüm başkanı psikoloji doktoralı değildir (%31). Diğer şeyleri güncellemedim. 1 sene sonraki değerlendirmede artık.

Adresi:http://www.enginarik.com/psikoloji

Ziyaretiniz için teşekkürler

(Ş)akademik yayına girdiği 15 Eylül 2013 tarihinden itibaren 833 farklı kişi tarafından ziyaret edildi. Bu kişiler 24 farklı ülke ve 95 farklı şehirdendi.

Ziyaretiniz için teşekkür ederim.

Yine gelin.

05 Aralık 2013

Web of Knowledge’da Türkiye Adresli Psikoloji Yayınlarına Genel Bir Bakış


Web of Knowledge’da Türkiye Adresli Psikoloji Yayınlarına Genel Bir Bakış başlıklı çalışmam şu adreste görülebilir:

http://www.enginarik.com/web-of-knowledge-da-tuerkiye-adresli-psikoloji-yayinlarina-genel-bir-bakis



Özet


Türkiye’deki araştırmacıların sosyal bilimler ve insani bilimler alanlarında ve özellikle psikoloji alanında uluslararası bilim dünyasına bibliyometrik katkısı nedir? Bu soruya yanıt aradığım çalışmamda Web of Knowledge’a ait (WoK) Social Science Citation Index (SSCI) ve Arts and Humanities Citation Index’te (A&HCI) 1980-2013 arası Türkiye adresli tam makale olan yayınları inceledim. Ayrıca sadece psikoloji alt dizinlerinde yer alan yayınları da inceledim. Sonuçları İran, Yunanistan, Hollanda, Almanya, İngiltere ve ABD adresli yayınlarla sayısal olarak karşılaştırdım. Bulgular gösteriyor ki, bütün bu ülkelerde bu dizinlerde yer alan makale sayıları artmaktadır. Türkiye adresli toplam makale sayısı İran ve Yunanistan’dan fazla fakat diğer ülkelerden oldukça azdır. Türkiye adresli psikoloji yayınları sayısı artmasına rağmen (n=2,054), bu sayının toplam yayınlara oranı düşmektedir (ortalama %11.31) ve oran olarak Hollanda (%24.90), Almanya (%22.54) ve ABD’den (%21.14) ziyade İran (%10.93), Yunanistan (%13.22) ve biraz da İngiltere (%15.86) ile benzerlik göstermektedir.

Anahtar kelimeler: Türkiye’de sosyal bilim yayınları, Web of Knowledge, Psikoloji, Bibliyometrik analiz.

04 Aralık 2013

THE Gelişmekte Olan Ülkelerdeki En İyi Üniversiteler sıralaması

Gece gece Sabah'ın haberini gördüm :) Başlık "3 Türk Üniversitesi İlk 10 arasına girdi": http://www.sabah.com.tr/Egitim/2013/12/05/3-turk-universitesi-ilk-10-arasina-girdi

İçeriğine baktım hemen tabi: "Times Higher Education'ın Gelişmekte Olan Ülkelerdeki En İyi Üniversiteler" sıralaması yayınlanmış. Hemen orjinal habere de baktım.

http://www.timeshighereducation.co.uk/news/the-brics-and-emerging-economies-rankings-2014-results-unveiled/2009602.article

Dünyadaki en iyi üniversiteler arasına bu gelişmekte olan ülkelerdeki en iyi üniversiteler pek giremediği için bir de bunları kendi içinde sıralayalım da sevinsin garipler gibi birşey. Bu ülkeler şöyle: Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney America (bunlar kısaca BRICS diye kısaltılan ülkeler), Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Malezya, Meksika, Polonya, Tayvan, Tayland, Türkiye, Şili, Kolombiya, Mısır, Endonezya, Fas, Pakistan, Peru, Filipinler ve Birleşik Arap Emirlikleri.

Buralardaki üniversiteleri sıralamışlar ve buldukları sonuca göre Türkiye'den Boğaziçi 5., İTÜ 7., ODTÜ 9. Bilkent 12., Koç 20., İstanbul 73. ve Hacettepe 80. olmuş.

Bu sıralamanın ilk 100'ünde Çin 23, Tayvan 21, Hindistan 10, Türkiye 7, Güney Amerika 5 ve Tayland 5 üniversite ile yer almış.

Yani Türkiye 3. ligde orta sıralarda :)

03 Aralık 2013

"Ass.Prof."



Bazı üniversitelerimizin güzide İngilizce sayfalarında yardımcı doçent karşılığının kısaltması olarak "ass.prof." (bir de dr. ekliyorlar da onu boşverelim şimdilik) yazılıyor. Bu bir kara cahillik örneğidir. Çok komik, küfür gibi bir şey, sözlükte ass ne demek bir bakın isterseniz :)

Bu ünvanın karşılığı olan 'Assistant Professor' 'Asst. Prof.' olarak kısaltılır. 

----

4 Aralık 2013 eklemesi:

"Assist.Prof." da değil 'Asst. Prof.'

"Associated Professor" değil 'Associate Professor.'

Bu kısaltmalara Amerikan eğitim sisteminde "Dr." de eklenmez. 'Dr.' yani doktora veya Ph.D. gibi şeyler ünvan değil eğitim derecesidir. Asst. Prof. vb. ünvandır. O nedenle:

"Ass.Prof.Dr." veya "Assist.Prof.Dr." değil 'Asst. Prof.'
"Assoc.Prof.Dr." değil 'Assoc. Prof.' veya 'Associate Professor' 
"Prof.Dr." değil 'Prof.' veya 'Professor'

Denebilir ki niye Amerikan sistemini takip edelim ki? O zaman İngilizce konuşulan ülkelerden birisi olan İngiltere'ye bakıp oradan da Lecturer, Reader, Senior Lecturer gibi şeylerle yazacaksınız. Yoksa yukarıda açıkladığım gibi yapılmalı. 

Eski köye yeni adet getirmeyin :)

Ayrıca aşağıdaki yazılara da bakılabilir:


Akademik ünvanlar: Profesör (Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe)

Akademik ünvanlar: Doçent (Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe)

Akademik ünvanlar: Yardımcı Doçent (Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe)

Akademik ünvanlar: Araştırma Görevlisi (Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe)


"Ass.Dr." veya "Dr.Ass."

"Assist. Assoc. Dr."





Akademik Dünya-Psikoloji'ye üye olarak destek olabilirsiniz.


Üyelik yıllık (yaklaşık) 20 TL ($6)Buradan üye olabilirsiniz
  


02 Aralık 2013

Yorumsuz

"...O dönemde bizim gibi 3-4 tane korsan üniversite oluştu ve bu durum Anayasa’nın 130’uncu maddesine aykırıymış. YÖK itiraz etti, ağır cezaya verildik. Takipsizlik kararı çıktı, kurtulduk." demiş birileri. 

Ayrıntılar: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/5270621.asp

01 Aralık 2013

Türkiye'deki Psikoloji Bölümleri Akademik Değerlendirmesi (Sürüm 2013.1)

Türkiye'deki Psikoloji Bölümleri Akademik Değerlendirmesi (Sürüm 2013.1) başlıklı çalışmamın bir parçasını http://www.enginarik.com/psikoloji adresinde yayınladım.

28 Kasım 2013

Psikoloji bölümleri değerlendirme çalışması

Psikoloji camiasının psikoloji bölümlerini değerlendirdiği bir anket paylaşıyorum. Anket toplam 5 sorudan oluşuyor. Ankete erişim 1 Aralık Pazar günü 23:59'da kapanacaktır. Paylaşabilirsiniz.

(Öğretim üyeleri lütfen katılmasın, sizinki farklı)

Anket için:

http://goo.gl/OXHhtj

19 Kasım 2013

"Yüksek Öğrenim Endüstriyel Kompleksi"

Burak Arıkan'ın hazırladığı "Yüksek Öğrenim Endüstriyel KompleksiYüksek Öğrenim Endüstriyel Kompleksi Özel üniversiteler ve mütevelli heyetleri üzerinden bağlı oldukları şirketler ve kurumlar ağı" adlı çok güzel bir çalışmaya bu bağlantıya tıklayarak erişebilirsiniz.


Bunları biliyor muydunuz?

Bugün twitter'da (enginarik) kendimi aşağıdaki şeyleri yazarken buldum. Tam (ş)akademiklik!

  • Üniversite eğitimi ne para getiriyor, ne tutuyor şeklinde olamaz. Bunu söylemek bile abes. Televizyon kanallarına döner ortalık :)
  • Bazı üniversitelerimizde tek tük malzemeleri çalmasınlar diye ders saati dışında dersliklerin kapılarını kilitlediklerini biliyor musunuz?
  • Bazı üniversitelerimizde kampüste para geçmediğini sadece önceden ödemeli kimlik kartlarıyla alışveriş yapıldığını biliyor musunuz? 3 kuruş da o kartlardan, likit faizden, ve işyeri komisyonlarından vergisiz kazansın üniversite ağababaları :)
  • Bazı üniversitelerde öğretim elemanları için fakülte başına sadece tek bir yazıcı olduğunu biliyor musunuz?
  • Bazı üniversitelerimizde anakapıda kartla giriş olduğunu, 9-5, 8-6 saatlerinde giriş ve çıkış yapılmadığında maaşların kesilebileceğini bil.
  • Hangi üniversitenin havuzuna gittiğinizde bornozuyla duran bir mütevelli heyeti başkanı ile karşılaşabilirsiniz?

15 Kasım 2013

"(...) psikoloji sosyal bir bilim değildir"

Artık bazı şeyleri ifşa etmenin zamanı geldi. İşi ehline veriniz! 

Aşağıdaki fotoğrafta özellikle oval olarak işaretlediğim bölüme bir bakınız.


Ayrıca düzelteyim:


Psikoloji sosyal bir bilimdir! 







13 Kasım 2013

Psikoloji bölümleri kontenjanları hakkında bilgi (1996'dan beri)

Son yıllarda üniversite sayılarında bir artış olduğu gibi psikoloji bölümleri sayısında da bir artış var.


ÖSYM sayfalarından aldığım bilgilerle 1996'dan beri üniversiteler ve psikoloji bölümleri kontenjanları hakkında bilgi derledim. Sizlerle paylaşmak istedim. Bu çalışmalar bibliyometrik veri analizleri için kullanılacaktır, ODTÜ-KKK hariç, bir hatamı görürseniz beni bilgilendiriniz lütfen. Bir kaç kutuya 'yorumla' bilgi ekledim.

http://goo.gl/YrsAKg

10 Kasım 2013

Üniversitelerin SSCI Psikolojide Yer Alan Tam Makale Yayınları

Akademik olarak bibliyometrik analizler amacıyla daha önce yaptığım bir ön çalışmayı daha paylaşıyorum. WoS veritabanları uluslararası olarak daha ön plana çıkmakta ve bibliyometrik analizlerde çokça kulanılmaktadır. Ben de bu veritabanında SSCI psikoloji altdizinlerini seçtim. Sonuçlar taslak halindedir ve yakın zamanda güncelleyeceğim.


Çalışmada bulabileceğiniz bilgiler:
  • Psikoloji Bölümü Olan Üniversiteler (öğrencisi olmayan bölümler ve 2012 tarihinde kurulmamış bölümler eklenmemiştir. Bazı üniversiteler sehven eklenmemiştir. Güncelleyeceğim).
  • 2010-2013 tarihleri arasında psikoloji dizinlerinde yer alan toplam makale sayısı (19 Temmuz 2013 tarihinde alınmıştır).
  • Üniversite websitelerindeki Psikoloji Bölümü Tam Zamanlı Öğretim Üyesi (Yrd.Doç. ve üstü) 2 Ocak 2013 tarihinde üniversite websitelerinden alınmıştır.
  • TIMESPAN: 2012 yılında SSCI ve A&HCI indekslerinde Psikoloji ve alt başlıklarında yer alan toplam TAM makale (Article) sayısı (reprint adresleri gözönüne alınmamıştır) (Ocak ayı hemen başında veri toplandığı için daha sonra WoS'ta yeralan bilgiler gözönüne alınmamıştır. Daha sonra güncelleyeceğim).
  • 2012 senesinde yazarların yayına toplam oransal katkısı (=Yazar sayısı/Yayın) (Ocak ayı hemen başında veri toplandığı için daha sonra WoS'ta yeralan bilgiler gözönüne alınmamıştır. Daha sonra güncelleyeceğim).
  • NOTLAR: 
    • Her yayın Psikoloji Bölümünde görevli bir öğretim elemanı tarafından yapılmış değildir. 
    • Her öğretim elemanı Psikoloji alt dizinlerinde yayın yapmamıştır. Hatalar mutlaka vardır. 
    • (Tam da bu nedenlerle ayrıca her bir bölüm öğretim üyelerinin son 3 senelik akademik yayınlarını yakın zaman da paylaşacağım. Ama ilk önce teyit ettirmem lazım.)
  • Yayın yapılan dergi isimleri

Aşağıdaki bağlantıyı takip ederek sonuçlara ulaşabilirsiniz:


http://goo.gl/9KupYp


Paylaştığım veriler daha sonra kademe kademe akademik makale halinde yayınlanacaktır.


09 Kasım 2013

Vakıf üniversiteleri ile ilgili araştırma duyurusu

Ekteki anketimizle vakıf üniversitelerinde yaşanan sorunlara dair tutumları araştırıyoruz. Katılımınızı bekliyoruz. http://goo.gl/lQzQZI

07 Kasım 2013

Psikoloji Bölümleri Öğretim Üyeleri Hakkında Sayısal Bilgi (7 Kasım 2013)

Bugün (7 Kasım 2013) bir e-liste için Psikoloji Bölümleri Öğretim Üyeleri Hakkında Sayısal Bilgi hazırlamıştım. Bunu buradan da paylaşmak istedim. 

Buyrun bu da bağlantısı.

Bu dosyada sayısal olarak:
  • Üniversite websitelerindeki Tam Zamanlı Öğretim Üyesi (Yrd.Doç. ve üstü) (2 Ocak 2013) 
  • Üniversite websitelerindeki Tam Zamanlı TOPLAM Öğretim Üyesi (Yrd.Doç. ve üstü) (7 Kasım 2013)
  • Lisansı Psikoloji Olanlar
  • Doktorası Psikoloji Olanlar
  • Doktorası klasik/geleneksel anlamda PSİKOLOJİ* olmayanlar
  • Eğitim Fakültesi (PDR, Özel Eğitim gibi) Çıkışlı Öğretim Üyesi Sayısı
  • Tıp Fakültesi Çıkışlı Öğretim Üyesi Sayısı
  • Diğer Fakültelerden veya Lisansı Psikoloji olan FEF benzeri fakültelerden Çıkışlı Öğretim Üyesi Sayısı
  • Online Eğitim Yapan Bir Kuruluştan Doktorası olanlar
  • Bölüm sayfası
  • Yükseklisans/Doktora programları
  • ve çeşitli notlar bulabilirsiniz.

Disclaimer :) (listeye yazdığım şekliyle yazıyorum) 
Ben bu konuda bir taraf tutmuyorum. Bibliyometrik analizlerle de uğraştığım için bu verileri de elimde bulunduruyorum. Kişisel olarak fikrim, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bölümlerin istedikleri öğretim üyeleri ile çalışabilecekleri yönünde. Şu an bazı üniversitelerde yönetimler bölümlere sormadan atama yaptıkları için veya bölüm kurdukları için bazı sorunlar ortaya çıkmakta. Ayrıca benim de lisansın Koç Psikoloji'de (ÖSYM derecesi birşey ifade ediyorsa TM'de Türkiye 341.si) ama doktoram Purdue Disiplinlerarası Dilbilimde. Kendimi sadece Bilişsel Bilimci veya Psikodilbilimci (tez komite üyelerimden birisi Dan I. Slobin'di) olarak tanıtıyorum. Websitemde de bu şekilde yazılı.
Ayrıca öğretim üyelerinin (genellikle içler acısı) yayın sayıları ile bibliyometrik veriler topluyorum. Örnek olarak şu an Psikoloji bölümlerinde kadrolu ve psikoloji doktoralı 60'dan biraz fazla profesör var, bunların 20 civarının uluslararası en saygın veritabanlarından biri olan Social Science Citation Index'te (SSCI) 4'ten az yayını var. Yarısının da 10'dan az. Ki bu rakamlar kişi başına düşen yayısı değil.
Yakında canım sıkılırsa oturup bir de sıralama (ranking) yaparım.
Name and shame!

02 Kasım 2013

Üniver-üniver-üniversitelerimiz (3)

Arkadaşlar olay Ahmet, Mehmet meselesi değil. Özel üniversiteler zaten bööööylee yaaa da demeyin. Türkiye'de özel üniversite yok hepsi ya VAKIF üniversitesi ya devlet üniversitesi hiçbiri kar amacı güdemezler. Şeffaf olmak zorundalar. Ve vakıf üniversitelerinden de çok güzel örnekler var ki bunlar Türkiye'nin en iyi üniversiteleri arasına girdiler: Koç, Sabancı, Bilkent gibi. Ben de Koç mezunuyum. Ve bunu da bugün de gururla söylüyorum. Türkiye'de şu an 45bin civarında doktoralı insan var yaklaşık ve bu 10 sene içerisinde 150bine çıkartılacak, o yüzden üniversiteler "doktora programları" kurmaya teşvik ediliyorlar. İçleri boş. Hoca yok. Bu ülkede 0 uluslararası yayınlı profesörler var. Bu ülkede bir kaç yayınla yeni jenerasyondan da profesörler var. Bu ülkede bilimsel sahtekarlık yapmış profesörler var. Bilim böyle yapılmaz. Bunlar doktora programı yürütemezler. Bu kişiler bize destek değil köstek oluyorlar. Bakın bu içi boş doktora programlarından mezun kişiler üniversite kadrolarına girmeye başladılar. Eskiden kötü olan herşey daha da kötüye gidiyor.

Üniversite mezunu sayısı artırılmaya çalışılıyor o yüzden böyle abuk subuk kurumlar kuruluyor. Yayın sayısı artırılmaya çalışılıyor ama sonucunda iyi şeyler olduğu gibi aynı zamanda sürekli plagiarism/intihal haberleri geliyor. Energy Education... gibi Türkiye menşeli dergilerin yediği nanelerle uluslararası bilim camiasında Türkiye'nin adı geçiyor.

Tersine "beyin göçü" için özendirilmeye çalışılıyor sonra dönen bizleri bu b.ktan kurumlarda sindirmeye çalışıyorlar. Üniversiteler dersane değildir. Üniversiteler müteahhitlerin para kazanma arka bahçeleri değildir.

Biz ülkenin geleceğini yetiştiriyoruz. Üniversitelerin içi boşaldıkça, saygınlıklarını yitirdikçe geleceğimiz mahvoluyor. Sesimizi çıkartmazsak bu böyle devam eder ve daha da berbat hale gelir.

Yalakaları istemiyoruz.

Sesimizi çıkartmazsak neler olabilir:

Tanıtım standlarında hosteslik yapmaya devam ederiz.

Bölüm sekreterliği yapmaya devam ederiz.

3-5 şehre açılmış "kampüslerde" lisans, y.lisans, doktora programcıkları yürütürüz.

Farkındaysanız mal bulmuş mağribi gibi uzaktan/online eğitime heves eden üniversitelerimiz var. Buralarda da ders vermeye başlarız. Buralardan doktoralı kişiler üniversite kadrolarını doldurur. Nitekim online doktoralı insanlar, abuk subuk ülkelerden doktora almış kişiler kadrolaşmaya başladılar bile.

Pek çok bölüm uzaktan eğitim modeline geçer.

Pek çok üniversite "sınavsız eğitim" modeline geçer. 


Test sistemiyle master, doktora programları yürütülür -- ki şimdiden yapanlar var. Bu sistemler y.lisans düzeyinde uygulanamaz, bilimsel üretime yol açmaz, aksine sadece belli bir bilgiyi bilimin temeli olan sorgulama, merak etme, araştırma ve en önemlisi tekrar tekrar verileri test etmeyi ortadan kaldırır.

Türkiye hiçbir şekilde gelişmiş ülkelerle rekabet edemez.

10bin tane daha doktora ihtiyacımız var derler, hastanesiz tıp fakülteleri kurulur. Sokaktan geçen doktor olur.

10bin tane danışmana ihtiyacımız var derler. Uyduruk bir sertifika programı alan herkes danışman olur.

Bu böyle devam eder gider. Bizimkiler kısayol tuşları bulmakta çok ustadırlar. Şeytana pabucunu ters giydirirler.

Bu tür eğitim modelleri; temel, düzgün üniversiteler olmadan oturtulacak ve işletilecek modeller değildir.

Bakın rektörler cumhurbaşkanının atadığı kırmızı plakaya sahip insanlar ama "patronlar" karşısında ezilip büzülenler var. Ben onlardan utanıyorum. Ben patron-rektör-genel sekreter vs.nin silahşörlüğüne soyunmuş dekanlardan utanıyorum. Bunların hiç mi saygısı yok mesleklerine, merak ediyorum. 


Tamam onlar "su akarken testilerini doldurma" telaşında olabilirler ama biz değiliz.

Biz özerk üniversite diyoruz, özgür üniversite diyoruz. 


Şu an gittiğimiz yol, yol değil!

Yazının ilki ve ikincisi.

31 Ekim 2013

Üniver-üniver-üniversitelerimiz (2)

Üniversite mütevelli heyet başkanlarının kaç tanesi üniversite mezunu acaba? Mezunsa nereden mezun. Asıl meslekleri nedir? "Üniversitecilikten" önce ne iş yapıyorlardı? 

Mütevelli Heyet üyeleri üniversitelerden para alıyor mu? Nasıl geçiniyorlar?

Gerçekten soruyorum. 

Bilen varsa beni de aydınlatsın.


Yazının ilki ve devamı

Üniver-üniver-üniversitelerimiz

Twitterdan: 

Üniversitelerinize/bölümlerinize sahip çıkın, mezun olduğunuz yer CV'nizde sürekli yer alacak. Ülkenin geleceği. Saçma sapan tıp fakülteleri açılıyor, hastanesiz. Farkında mısınız, buradan doktorlar mezun olacak ve bizim sağlığımız onların elinde olacak? Saçma sapan eğitim fakülteleri var hocasız. Çocuklarımızı buradan mezun olan kişilere emanet edeceğiz. Aynı şekilde avukatlar, mühendisler vs. Çok vahim durum. Benden söylemesi. mesele türkçe-ingilizce programların olması değil. mesele 3-5 hocayla bu programların yürütülmesi++bakın odtü, istanbul, ankara, koç, kaç hocası var. bir de çift programlı maltepe, ışık vb kaç hocası var. (psikoloji bölümleri açısından) odtü, istanbul, ankara, koç vs hangisinde psikiyatrist çalışıyor? çift programlılara bakın bir de hangisinde psikiyatrist var. türkiye'de "özel" üniversite yok, "vakıf" üniversiteleri var. vakıflar yasası var, kar amacı güdemezler, ama niye bu üniversiteler "batıyor" "satılıyor" #hacettepe #istanbul vs yıllık bütçelerini görebiliyoruz, neden "vakıf" üniversitelerinin göremiyoruz, nereye gidiyor bu paralar? 

ortalama "vakıf" üniversitesi temel giderleri: bölüm başına 3 hoca, fakülte başına 1 sekreter, belki 1 tane de öğrenci işleri çalışanı...+1 dekan sekreteri, kütüphane bir üniversite için yok gibi birşey, 3-5 bina gideri, 3-5 muhasebe ve diğer memur, bir o kadar bim, güvenlikçi. bakın Türkiye'deki vakıf üniversiteleri verilen "hizmet" karşılığında çok pahalı. hocaların maaşlarını falan yazdım diğer çalışanlar da az alıyor öyle fahiş maaş alanlar yok.

Örnek vereyim: tamam harvard falan senede 60bin dolar ama (mezunu olduğum ve şu an bulunduğum) Purdue'da aynı eyaletten olanlar 10bin dışardan gelen 30bin. berkeley'de aynı eyaletten olanlar senelik 15bin dışardan 40bin dolar. bunlar dünyanın sayılı üniversiteleri. avrupa'dakiler çok daha ucuz. bizdekiler ucuz değil! "vakıf" üniversitelerimizde tenure sistemi yok yani iş güvencesi yok. doçent, prof falan olmanız hiçbirşey bağlamıyor. mobbing çok ama çok yaygın, adeta normal yaşama biçimi. bu dünyanın hangi ülkelerinde böyle? bu şekilde özgür bilim olmaz, akademik özgürlük olmaz. 1-2 senelik kontratlarla bir yerlere varılmaz. bu sistem sadece sisteme entegre olmuş veya olmak zorunda kalmış kişiler ve emekli yani kaybedecek hiç birşeyi kalmamış ve genelde de akademik doğru düzgün başarısı olmayan kişilerle yürümeye devam eder.

80'lerde çocuktum, hayali ihracat haberleri vardı. Şu an ki çoğu üniversitenin durumu aynen bu: Hayali eğitim. Yazık çok yazık. Halbuki Türkiye'nin önünde çok büyük fırsat var, şimdiye kadarki en iyi akademik jenerasyonu an mevcut, TÜBİTAK destekleri eskiye göre iyi++Ama bu iş gerçekten şu an ki haliyle (emeklilerle, eski kafalılarla, batık şirketlerle, dersanecilerle, tenure sistemsiz) yürütülemez. Bir jenerasyon heba oluyor! lütfen sessiz kalmayın.


Yazının devamı burada ve burada

30 Ekim 2013

URAP

Üniversite sıralamaları ile ilgili çeşitli yazılar yazdım daha önce. Akademik Performansa Dayalı Üniversite Sıralamaları (URAP) ile ilgili de şöyle bir yazı yazmıştım. Türkiye'de URAP'ı ODTÜ hazırlıyor.

URAP 2013 sıralamalarını da açıklamış. Şuradan görebilirsiniz. URAP üniversiteler sıralaması 9 tablodan oluşuyor. Örneğin 2000 yılından önce kurulan üniversitelerin sıralaması, 2000'den sonra kurulanlar, Tıp fakültesi olanlar, olmayanlar vb. Tıp fakültesi bu anlamda önemli oluyor çünkü tıp fakültelerinde muhtemelen görece daha kolay olmasından dolayı daha çok yayın yapılıyor. Buraya bir örnek verelim:




Bu tablolar bir puan hesaplaması sonucunda oluşuyor. Hesaplama yöntemi şu dosyada verilmiş, oradan kopyalıyorum. 



Burada WoS Thomson Reuters'in Web of Science dizinleri. Yani SCI, SSCI, A&HCI vs. Bu sıralamalarda daha önce, örneğin 2010 yılında, öğretim üyesi başına düşen bu dizinlerdeki yayın sayısı da veriliyordu. Şu bağlantıda görülebilir. Buna göre URAP öğretim üyesi başına düşen yayın sayısını YÖK'ten alıyordu. Nedendir bilinmez, YÖK bu sayıları 2010'dan itibaren yayınlamamaya başladı. Bakalım 2010'daki tabloda neler var:

YÖK'ün 2010 raporu burada. İlk 20 üniversite sırasına bakalım:



Buna göre 2010 senesinde SCI, SSCI ve A&HCI dizinlerinde en çok makale İstanbul Üniversitesi çalışanları tarafından yapılmış. Ama öğretim üyesi sayısına oranladığımızda kişi başı 0.60 oluyor. Bu demek ki ilk 20'de bile en az 10 üniversite İstanbul Üniversitesi'nin önüne geçmiş oluyor. Meraklısına söyleyeyim ODTÜ'de 1.26, Bilkent'te 1.25, Koç'ta 1.20, Boğaziçi'nde 0.89, Hacettepe'de 0.86. 

Tabii bu sayılar da o kadar bize güvenilir değerler vermiyor. Örneğin o tarihte Tunceli Üniversitesi kadrosunda 11 öğretim üyesi var ve kişi başı 4.45 oran yakalanmış. Bu demek değil ki Tunceli Üniversitesi yukarıdaki diğer üniversitelerden akademik yayın açısından daha iyi durumda. 

Öte yandan bu sayıların hesaplanmasında kabaca net ve brüt toplamın ortalaması öğretim üyesi sayısına bölünmüş ama bir makalenin birden fazla yazarı olabileceği (ki genelde öyle) gözardı edilmiş. Örneğin, diyelim X Üniversitesi'nde 100 öğretim üyesi her biri tek yazarlı 100 makale yayınlarken Y Üniversitesi her biri ortalama 5 yazarlı 100 makale yayınlamış. Yukarıdaki listeye göre X'in ortalama değeri de 1, Y'nin ortalama değeri de 1 çıkıyor. Halbuki X'in ortalama değeri 1'ken Y'nin ortalama değeri 0.2 olmalı. 

Ama her ne olursa olsun yine de bu oranların yer alması lazım ki daha sağlıklı verilere ulaşabilelim.

(Bu yazıyı yazarken etki faktörü, atıf vb kriterleri gözardı ettim çünkü orjinal URAP sıralamalarında bunlar gözönüne alınmış).

27 Ekim 2013

Enstitüleştiremediklerimizden misiniz?

Malum, üniversiteler daha çok meslek edindirme yerleri gibi görülüyor. Son bir kaç on senedeki yeni yeni üniversite açma furyası sonucunda dünyaca ünlü (!) üniversitelerimiz de oldu. Pazar ve piyasa şartlarıyla da bazı alanlar oldukça revaçta. Bunlardan birisi psikoloji. Başka bir yazıda psikoloji bölümlerinde neler oluyor yazarım. Ama bugünkü konum enstitü ve psikoloji. 

Öncelikle hemen söyleyeyim: Enstitü kavramı çok saygın bir kavramdır, bilimsel araştırmaların en yoğun şekilde yapıldığı yerlerdendir ama Türkiye'de tabiki bunun da içini boşaltmayı beceriyorlar.

Enstitü ne demek ilk önce bir sözlüğe başvurdum, baktım, öğrendim -- sanki bilmiyorum da :) TDK Güncel Türkçe Sözlüğe göre bu sözcük Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş ve anlamı şu şekilde:

"1. isim Bir üniversiteye bağlı veya bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu"

Sonra da google search ile karşılaştığım sonuçları sizlerle paylaşayım dedim:

"enstitü+psikoloji" anahtar sözcükleriyle yaptığım tarama sonucu karşılaştığım sonuçların ilk üç sayfası (google ayarlara bağlı olarak farklı sonuçlar verebilir ve ilk sonuçlar genellikle en çok tıklanan sonuçlardır):










Buna göre ilk 30 sonucun 15 tanesinin bir üniversite ile alakası yok genellikle araştırma yapan bir yer değiller. Diğer 15 tanesinin üniversite ile alakası var -- ama ne kadar araştırma yaptıklarını ilerde yayınlanacak makalelerimde inceledim. Bekleyelim görelim.

Tabi aynı taramayı bir de İngilizce yapalım, bakalım neyle karşılaşıyoruz:





Tabiki hemen hepsinin bir üniversite veya araştırma kurumuyla alakası var.

Ne güzel yapıyoruz değil mi? 

26 Ekim 2013

Üniversite ve öğrencileri

Üniversite öğrencilerinin aklından çıkartmaması gereken bir şey var. Üniversitenizi ömür boyu kimlik olarak siz taşıyacaksınız. Her iş başvurunuzda size nereden mezun olduğunuzu soracaklar. Üniversite mevzusu geçen her yerde mezun olduğunuz okuldan bahsedeceksiniz. Üniversiteniz iyiye gittikçe siz de başkaları tarafından daha ciddiye alınacaksınız; kötüye gittikçe de bunun size negatif etkileri olabilecek. Bu nedenle, iyi bir "etikete" sahip olmak istiyorsanız, üniversitenize, bölümünüze, vs sahip çıkın; katkıda bulunun. Gerekirse kararlara katılın, üniversitenize yön verin. Hele son yıllardaki hızlı değişimlere bakılacak olursa... 

Unutmayın ki, yöneticiler, hocalar vs bugün varlar, yarın yoklar. Her yönetici aynı değildir; her hoca aynı değildir. 

19 Ekim 2013

Ziyaretiniz için teşekkürler

15 Eylül 2013'den itibaren 16 farklı ülkedeki 53 farklı şehirden şimdiye kadar 405 farklı kişi ziyarette bulundu. 

Hepinize teşekkür ediyorum. 

Yine gelin :)

"Ours is not a caravan of despair."

Facebook sayfası

Arzu eden kişiler buradaki yazılarıma bağlantılar verdiğim facebook grubuma da katılabilir. İsterlerse soru da sorabilirler.

Bağlantı için tıklayınız.

Alternatif eğitim

[taslak halinde bir yazı]

Daha önce parasız eğitim ile ilgili kısa bir yazı yazmıştım. Şimdi de bununla biraz ilgili alternatif eğitim konusunu ele alıyorum. Yok hemen bu ne böyle, alternatif tıp gibi birşey mi diye düşünmeyin. 

İlkönce kendi pozisyonumu açıklayayım, yanlış anlaşılmaya mahal vermeyeyim: Üniversitelerin meslek edindirme yerleri olduğunu düşünMÜyorum. 

Gelelim konumuza: Dershanecilik, eğitim kampçılık, sertifikacılık, eğitim belgecilik, sınavlara hazırlıkçılık vb. adı altında Alternatif eğitim. 

Türkiye'de normal eğitimin paralı/parasız olması gerektiğini düşüneduralım, aslında biz farketmeden çoktan alternatif eğitim yolları bulunmuş ve uygulamaya geçmiş durumda. Malumumuz olduğu üzere zaten dershanecilik ilkokuldan üniversiteye kadar almış başını gidiyor. Gazete haberlerinde dersanelerin (dersane diye yazacağım, 'prescriptivist'ler kusura bakmasın) kapatılması ve/veya liselere/okullara dönüştürülmesi gündemde diye yazıyordu. Bu mümkün mü? Dersanecilik sadece ilkokuldan üniversiteye kadar mı?

Tabiki değil. 2001'de tamamladığım lisans eğitimimi yaparken, lisanstan sonrasını ilgilendiren hatırladığım kadarıyla Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) vardı ve çoktan çeşitli kurumlar TUS sınavına hazırlık kursları/eğitimleri veriyordu. Örneğin:


Bunun dışında hatırladığım kadarıyla sonradan ismi ALES olacak LES (Lisansüstü Eğitim Sınavı) sınavı yeni yeni yapılmaya başlanmıştı. (A)LES'in tarihi kabaca 10-15 sene. Bu arada merkezi üniversite sınavlarının çeşitli adlar altında 1974'ten itibaren yapılmaya başlandığını hatırlayalım. Çok da eski değil. Bugün yapılır, yarın yapılmaz, her sene sistem, içerik vs değiştirilebilir. Bu bazılarının iki dudağının arasından çıkacak sözcüklere bağlı. 


Öte yandan ALES dışında son senelerde üretilen/ortaya çıkan sınavlar: ÜDS, KPSS, KPDS (herhalde kaldırıldı bu). Eminim daha pek çok sınav vardır. Bu sınavlara hazırlık adı altında da pek çok dersane ve benzeri kurum halihazırda var. 



Sertifikacılık / Eğitim belgesicilik: (yazacağım bu konuyu ayrıntılı bir şekilde).

Bazıları bunun alternatif eğitim yerine tamamlayıcı olduğunu düşünebilir. Ama değil. Bunun nedenlerinden birisi eğitim pazarının oluşturulması, pazarın büyütülmesi ve pek çok bileşenli yeni oyuncuların bu pazardan 'ekmek yemesi.' Test kitapları, başvuru ücretleri, dersane/kurs ücretleri vs düşünüldüğünde muazzam bir pazarın oluşturulduğunu görmek zor değil.

Bu konuyu Beril'e açtığımda o da bana pek çok konuda olduğu gibi eğitimde de 'kısa yol'ları bulmuş durumdayız dedi. Örneğin, toplu taşıma. Belediye otobüsleri yeterli olmadığında, minibüsler piyasaya sürülüyor. O da yetmiyor, özel halk otobüsleri (oldum olası beni çarpan bir kavram bu: 'Özel' ve 'Halk' kelimesinin yanyana kullanılması), o yetmiyor taksi, o yetmiyor dolmuş, taksi-dolmuş vs. Neden olan bir şeyi düzeltmek/iyileştirmek yerine, çeşitli yamalar yapıp alternatifler oluşturuyoruz?

17 Ekim 2013

Araştırmaya katılım çağrısı

Yabancı dilde eğitim ile ilgili araştırmama katılımınız için http://goo.gl/r0weZ2 

Teşekkür ederim.

14 Ekim 2013

Türkiye'de ismin önünde ünvan kullanımı

Türkiye'de ismin önünde ünvan kullanımı sadece üniversitelerimizle sınırlı değil. Ama (ş)akademik'te yazdığıma göre üniversitelerle ilgili kısım benim ilgimi çekiyor.

Bu durum, belki, Alman biliminsanlarının Türkiye'deki ilk üniversitelerin kurulmasında görev almaları ve/veya üniversiteleri yapılandırmasından kaynaklanıyor olabilir. Almanya'da nasıl(dı) bilemediğim için bu kısmı atlıyorum. (Yok Türkiye'de ilk üniversite 1453 yılında kurulmadı. Ama İstanbul Üniversitesi falan filan demeyin. 1. 1453'te Türkiye diye bir ülke yoktu. 2. Madem 1453'te kuruldu bana 1933'ten önce bir çalışanını veya mezununu söyleyin ben de bileyim :) 3. (Tasviye edilen/Kapatılan) Darülfünun falan demeyin bana kalbinizi kırarım. O da 1453'te kurulmadı. 4. Medreseleri üniversite kabul ediyorsanız 1453'ten önce de medreseler vardı... Daha uzatmayayım bu konuyu.)

Asıl konuma döneyim: Ünvan kullanımı. Üniversitelerde verilen eğitimin en yüksek derecesi doktoradır. Doktoradan öte eğitim yoktur. Doktora derecedir, ünvan değildir. Post-doc (post-doktora) eğitim değildir. Kabaca araştırma odaklı (ders verme odaklıları da var) geçici iştir diyelim. Yardımcı doçent, doçent, profesör vs. üniversiteler tarafından verilen ünvanlardır, atama yoluyla yapılır, eğitimle alakası yoktur. Profesör doçentten daha çok bilir diye bir genelleme yapılamaz. 

Türkiye'deki merkezi olarak yürütülen doçentlik sistemi biraz Almanya'daki 'habilitation' sistemini andırıyor. Eskiden bunun adı 2. doktora teziydi. Almanya dışında gelişmiş ülkelerde böyle bir uygulama var mı bilemiyorum. Daha bu doçentlik, 'tenure' vs. meseleleriyle ilgili uzun uzun yazarım. Ama ünvan meselesine geri dönelim.

Normal şartlarda Amerikan üniversitelerinde yardımcı doçent, doçent, profesör gibi ünvanlar üniversite dışında pek kullanılmaz hatta üniversite içinde bile kullanılmaz. Çünkü aslolan (geçerli olduğu alanlarda) Ph.D.dir, yani doktoradır. X üniversitesinde Prof. ünvanlı bir kişi, Y üniversitesinde de aynı ünvana sahip değildir. Ünvan sadece X üniversitesini bağlar, Y'yi değil. Ofis kapılarında Prof.Dr. vs. diye yazmaz. Kişilerin normal isimleri yazar o kadar (Hatta Türkiye'deki çoğu üniversitede olduğu gibi ingilizce Assoc.Prof.Dr., Asst.Prof.Dr. diye de yazılmaz. Madem ingilizce yazacaksınız o zaman Asst.Prof., Assoc.Prof. yazın. Dr.sini eklemeyin. Bir öğrenin şunu artık ya!). 

Eee nolmuş yani diyorsanız, üniversite dışında bu ünvanların kullanılmasına ne gerek var derim ben de. Sakın saygınlık kazanmak ve çıkar sağlamak amacıyla olmasın. Köşe yazarı olan, üniversite dışında 'işyeri olan' ve akademik ünvanı olan kişilerin, üniversitede çalışmıyorken hatta emekli olduklarında bile bu ünvanlarını kullanmalarını nasıl açıklayabilirsiniz başka türlü?

12 Ekim 2013

"Mücevherat Mühendisliği" lisans, yükseklisans ve doktora programı

Tırnak içinde olarak bilerek yazdım çünkü x üniversitenin reklamlarında bu bölüm dünyada bir ilk diye lanse ediliyordu. Hangi üniversite mi? Google'layın canım çıkar karşınıza. (Reklamın iyisi kötüsü olmaz :)

Dünyada bir ilk! Lisans bölümü böyleydi. Muhtemelen yükseklisans ve doktora programları da evrende bir ilktir. Dünyadaki kimse akıl edememiş ne hikmetse bizimkiler akıl edip açmışlar hem de ilk senesinde yükseklisans ve doktora programları da açmışlar. Websitesinden 2 görünüm:





Bu nasıl oluyor, nasıl olabilir, YÖK'ten nasıl geçer? Benim aklım almıyor.

Not: Nasıl olsa tutuyor diye (öğrenci/müşteri geliyor, para geliyor diye) bir üniversitede yönetici olanların sosyal psikoloji bölümü, işletme-felsefe-psikoloji bölümü gibi önerilerde bulunması, normalde eğitim fakültesinde olan PDR'yi fen-edebiyat fakültesinde açmaya çalışması gibi durumları hatırlattı bana bu. Ben öneride bulunayım: Mühendislik Psikolojisi ya da Psikoloji Mühendisliği. Bakalım ilk hangi kurum akıl edebilecek (!)

10 Ekim 2013

"Bir dünya üniversitesi"

"Bir dünya üniversitesi" sloganının kullanımı ve tabiki --artık şaşırmıyoruz-- içinin boşaltılması ile ilgili yazayım dedim. 

Yine "bir dünya üniversitesi" anahtar tamlaması olarak bir google taraması yaptım ve bu tamlamayla adı beraber geçen karşılaştığım üniversiteleri sıralıyorum. Bazıları bir dünya üniversitesi (zaten olmuş herhalde), bazıları da bu yolda ilerliyormuş. Bir görünüm:




Sıkı durun:

Bahçeşehir
Ondokuz Mayıs
Fatih
Yalova
Süleyman Şah
Niğde
Yakın Doğu
Erzincan
Gediz
Türk Hava Kurumu
Bilgi
İnönü
Eskişehir Osmangazi
Sabancı
Şifa
Fırat
Çanakkale Onsekiz Mart
Ardahan
Bursa Orhangazi
Turgut Özal
Zirve
Işık
Harran
Ardahan
Gazi
Melikşah
Üsküdar
Pamukkale
Girne Amerikan
Erzurum Teknik
Kadir Has
Tunceli
Hitit
Bursa Teknik
Yıldırım Beyazıt
İnönü
Rize
Karabük
Koç
Uluslararası Antalya
Yaşar
Giresun
Yıldız Teknik
Anadolu
Çağ
Okan ("Farklı bir "dünya üniversitesi" olacağız" denmiş)
İzmir Ekonomi
Arel
Mersin
TED
Uşak
Beykent
Kiev Teknik 
Makedonya Tetovo
Medeniyet
Avrasya
Ahmet Yesevi
Akdeniz
İstanbul Teknik
Kemerburgaz
Erciyes
Şehir
Sinop
Fırat
İstanbul Aydın
Afyon Kocatepe
Kırıkkale
Namık Kemal
Sakarya
Çukurova
Lefke Avrupa
Piri Reis
Doğuş
Atatürk
Bülent Ecevit

Ben sıkıldım yazmaktan :) Gözden kaçırdığım dünya üniversitelerimizden şimdiden özür dilerim :)

Acaba "bir dünya üniversitesi" demekle neyi kastediyorsunuz? Dünya'da kurulduğunuzu biliyoruz da...

Şaka mı yapıyorsunuz yoksa!?

Google'da tarama imkanım olsa da keşke "bir dünya üniversitesi" olmayan ya da olmayı hedeflemeyen üniversiteleri sıralasak. Kaç tane çıkar sizce?

09 Ekim 2013

Parasız eğitim

'Parasız eğitim' ile ilgili yani bedava eğitim ile ilgili kendimi bildim bileli çeşitli argümanlar duyuyorum. İdeal bir dünyada tabiki eğitim bedava olmalı, tabiki eğitime herkes ulaşabilmeli, tabiki eşit şartlarda olmalıyız.

Ama eşit şartlarda olacağız diye modernist bir eğitim anlayışıyla herkese eşit miktarda eğitim olmamalı. İşin doğası gereği normal dağılımın uçlarında yer alanların farklı eğitim ihtiyaçları ve farklı beklentileri olacaktır, bunların da karşılanması lazım. Aynı tornadan çıkmadık ki hepimiz aynı olalım.

Diğer bir nokta ise bedava eğitim deyip sadece üniversiteleri kastetmememiz lazım. Kreşten itibaren hep paralı eğitim. Bunların tamamıyla ilgili argümanlar geliştirmek gerekiyor. Yoksa yavan ve ucuz bir tartışma oluyor. 

Alternatifler üretmek gerekiyor.

04 Ekim 2013

Türkçe ile ilgili çok kısa bir araştırmaya katılım daveti

Türkçe ile ilgili 5 dakika kadar sürecek bir araştırmama katılmak ister misiniz? Linki takip edin:

03 Ekim 2013

Dünyanın en iyi üniversiteleri



Daha önce dünyanın en iyi üniversiteleri listeleriyle ilgili çeşitli paylaşımlar yapmıştım. Şu linki tıklayarak çeşitli yazılarımı bulabilirsiniz.


Bugün Hürriyet gazetesinde bir haber gördüm. En iyi 400 üniversite arasında Türkiye'den 5 üniversite girdi diye. Bunlar: Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ, Bilkent ve Koç Üniversiteleri. İyi güzel. En yukarıda Boğaziçi bulunuyor o da 199. sırada. Listeyi hazırlayan kurum Times Higher Education ve senesi 2013-2014.


Bu listeler oldukça yanıltıcı olabiliyor. Ama böyle bir liste güvenilir diyebilirim. Haberimizde atlanan şeylerden bir derleme yaptım. Özetle, ilk 400'e 5 üniversitenin girmesi bence başarısızlıktır.


  • En yukarıda Boğaziçi bulunuyor o da 199. sırada. Yani tersten bakarsak bu listenin ilk 198 sırasında Türkiye'den bir üniversite bulunmuyor. 
  • Beklendiği gibi ABD'deki üniversiteler çoğunlukta. İlk 20'ye baktığımızda 1 Kanada, 1 İsviçre, 3 İngiltere üniversiteleri görebiliyoruz gerisi Amerika'daki üniversitesiler. 
  • İlk 50'ye bu ülkeler dışında Japonya, Singapur, Avustralya, İsveç, Hong Kong, G. Kore ve Çin'den de üniversitelerin girdiğini görüyoruz. 
  • Sonra Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Finlandiya, Danimarka, İsviçre, Güney Afrika, İrlanda, Tayvan, İspanya, Yeni Zelanda, Avusturya, Norveç ve İsrail'den de üniversiteler girmiş. 
  • Yine tersten bakarsak Türkiye'deki üniversiteler bu 26 farklı ülkedeki en az 1 üniversiteden daha alt sırada yer alıyorlar. 
  • Türkiye'de 170'den fazla üniversite olduğu düşünülürse sadece 5'i böyle bir listeye girmiş. 


Gelelim alan/kıta ayrımlarına. Türkiye Avrupa'da değil Asya'da kabul edilmiş. Asya'daki üniversiteler genel sıralamasında da Boğaziçi 20. sırada yer alıyor.



Yavaş yavaş daha sağlıklı olabilecek ilk 100 üniversitenin yer aldığı alan sıralamalarına da bakalım.

  • Arts & Humanities, eskiden Edebiyat Fakültesi olarak çevriliyordu. Bu 100 üniversitelik listede Türkiye'den yer alan üniversite sayısı 0 (sıfır). 
  • Clinical, Pre-clinical and Health Klinik/Sağlık/Tıp/Tıbbi Bilimler'de 0. 
  • Engineering & Technology, Mühendislik ve Teknoloji. Sadece 1 üniversite var, o da Bilkent. 98. sırada. 
  • Life Sciences, Yaşam Bilimleri'nde 0. 
  • Physical Sciences, Doğa Bilimleri'nde 0. 
  • Social Sciences, Sosyal Bilimler'de 0.

02 Ekim 2013

Not ortalaması

Yakın zamanda bir soru geldi: Yükseklisansa başvurmak istiyorum ama not ortalama çok düşük (2.00-2.50 arası) sizce başvurmalı mıyım, şansım nedir?

Bu soruya daha önce burada yanıt vermiştim. "İyi" olarak nitelendireceğimiz yükseklisans programlarında bu ortalama büyük bir dezavantaj olur. Program açısından lisansta başarılı olamayan bir öğrencinin yükseklisansta başarılı olmasını beklemek çok büyük bir risk teşkil eder. 

Ama "herhangi bir" yükseklisans programı için çok önemli bir kriter olmayabilir. Çok sayıda öğrenci alan yükseklisans programlarının "iyi" olabileceğini hayal edemiyorum. Bu nedenle o tür programlara başvurmanız daha akıllıca olur.

28 Eylül 2013

İntihal, aşırma, plagiarism

Yapma, yaptırma! Yapanı da ödüllendirme!!!
Bu kadar basit. Akademik en büyük suçtur intihal, aşırma, plagiarism! Hırsızlıktır.

Bu konu hakkında güzel websiteleri var. O yüzden ben uzun uzun yazmayacağım daha önce olanlar hakkında. Buyrun buradan.

"Türkiye'de Akademik Personelin Ekonomik ve Sosyal Durumu"-Devlet Üniversiteleri

Bir arkadaşım benimle paylaştı ben de sizinle paylaşıyorum. Linki takip ederseniz devlet üniversitelerinde akademik personelin maaşları ve 2001-2013 yılları arasında diğer meslek gruplarıyla karşılaştırmalı maaş değişim tablosunu görebilirsiniz.

27 Eylül 2013

Yabancı dilde eğitim ve bir garip uygulama

Yabancı dilde eğitim konusuna hemen aklıma geliveren iki yaklaşım var. Birincisi, İngilizce eğitimle ilgili olarak, yabancı dilde yükseköğrenim taraftarlığı. Çünkü ortak bilim dili artık İngilizce. 'Bilim yapmak' ve takip etmek/edilmek istiyorsanız İngilizce şart. Diğer yaklaşım ise, anadilde yükseköğrenim öğrenme ve anadilin korunma açısından gerekli. Ben yükseköğrenimin bilim kısmı ile ilgilendiğim için İngilizce eğitim taraftarıyım.

Türkiye'deki durum ise şu şekilde. Öteden beri yabancı dilde eğitim prestij sağlayan bir şey olarak görüldü. ÖSYM'nin düzenlediği sınav sonucunda üniversitelerin yabancı dilde eğitim yapan bölümleri daha çok tercih edildiği için daha yüksek puanlı olmakta (hala bazılarının üniversitelerin kendi puanlarını belirlediğini sanmaları ne kadar garip). Tabi yabancı dilde eğitim istisnalar hariç ağır aksak ilerliyor. Bu konuyu başka bir yazıya bırakıyorum.

Son senelerde başka bir trend daha oluşmakta. Özellikle vakıf üniversite sayısının çok hızlı bir şekilde artması ve her ile bir devlet üniversitesi kampanyası sonucu üniversite 'pazarı' oluştu ve dolayısıyla rekabet oldukça arttı. Bazı üniversiteler eski geleneği takip ederek daha 'kaliteli' veya prestijli eğitim sunduğunu iddia etmek için --veya ilüzyonunu oluşturmak için-- sadece İngilizce eğitim sundular. Fakat gelişen pazar şartlarıyla beraber, 'piyasada' tutunabilmek ve mali koşullarını sağlama almak için bazı üniversiteler revaçta olan bölümlerinin Türkçelerini de açmaya başladılar. Tabi minimum öğretim üyesi maksimum öğrenci politikasıyla. (Evet evet daha çok 'burs' verebilmek için!) YÖK'ün minimum 3 öğretim üyesi --artık biliyorsunuz, öğretim üyesi doktorası olan yardımcı doçent, doçent ve profesör demek-- ile bölüm açılabileceğini şart koymasıyla artık 6 öğretim üyesi ile bir bölümde 2 program açabiliyorsunuz: Biri Türkçe biri İngilizce. Ağır aksak, kör topal, yaptım oldu mantığıyla. Biz hem Türkçe hem İngilizce eğitim veriyoruz diye cilalayarak.

Ya eğitim nasıl oluyor? 

3 hocayla eğitim olamayacağını başka bir yazıya bırakıyorum. Üniversitede İngilizce eğitim konusunu şu an yürüttüğümüz bir araştırmada inceliyoruz. Sonra paylaşırım.

26 Eylül 2013

Burs meselesi

Bir önceki yazımda Türkiye'deki üniversitelerdeki burs uygulamalarına hayret ettim demiştim. Kaldığım yerden devam edeyim.

ÖSYM'nin kılavuzuna ve üniversitelerin websitelerine baktığımızda gördüğümüz şey vakıf üniversitelerinde bol bol booooool burs dağıtıldığı. Ama ne burslar: %25 mi istersin, %50 mi, %75 mi, %100 mü, Üstün Başarı Bursu mu, Onur Bursu mu, Başarı Bursu, Çalışma Bursu mu, Spor Bursu mu, Kapsamlı Burs mu, Yetenek Bursu mu? Neler neler.

ÖSYM kılavuzundan bir örnek:



Yine kılavuzları, tanıtım broşürlerini, websiteleri vb şeyleri incelediğimizde burslu öğrenci sayısının %50-%70 bilemiyorum ama %90'ları bulduğunu görüyoruz. 


Üniversiteler burs vermede de yarışa (!) girmişler. Örneğin şöyle bir habere göz atabilirsiniz.

Hiç bilmeyen birisi sanki bu üniversitelerin sadece burs vermek amacıyla kurulduğunu düşünür --aslında vakıf kelimesinin anlamına epey yaklaşmış oluyoruz.

TDK'dan bakalım:

vakıf

"a. 1. Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para. 2. Bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk ve paranın idare edildiği yer: “Vakıf hayırları yalnız Mushaf vakıflarına ait değildir.” -N. F. Kısakürek. 3. Birçok kişi tarafından kurulan ve toplum yararına çalışmayı ilke edinen kuruluş.

Güncel Türkçe Sözlük"


Peki o zaman niçin bu 'vakıf' üniversitelerinin ücretleri 15,000(?)-50,300 TL'sı arasında değişiyor. Nasıl olsa vakıfın mülk ve parası yok mu? Tabi bu sözcüğün de anlamı kaymış ve üniversite bazında artık "özel" anlamını da içermektedir.

Dönelim burs meselesine. Yine TDK'ya bakalım:

"burs Fr. bourse

a. 1. Bir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para: “Öğrenimini tamamlaması için devlet bursuyla Almanya'ya gönderiliyor.” -N. Cumalı. 2. Bu amaçla vakfedilmiş paranın veya malın geliri. 


Güncel Türkçe Sözlük"

Üstün Başarı Bursu hariç hangi "burs" bu anlama karşılık geçiyor. Hangisinde üniversite aylık bir para ödüyor? Sadece ve sadece Üstün Başarı Bursu bu tanıma karşılık geliyor. Yoksa burs kelimesi de anlam kaymasına mı uğramış?!

Ben ilkokuldan sonra ortaokul, lise, üniversite, doktora hepsinde bu tanıma uyan yani bana aylık ödeme yapılan ve ayrıca yaşam giderlerimin karşılandığı devlet ve/veya üniversite tarafından verilen karşılıksız burslar aldım. Şu an vakıf üniversiteleri tarafından verildiği söylenen -Üstün Başarı Bursu hariç- diğer tip bursların hepsi İNDİRİMdir. Başka bir şey değil. 

%100 burs denen şey bile okulun ücretinin ödenmemesidir. Yani %100 indirim.